23 Ocak 2010 Cumartesi

Kelam Damlası: Tekamül


En büyük kitap olan Kainat kitabına göz atarsak, aslında, Yaratan formülünü net bir şekilde görebiliriz. Öyle ki insan elinden çıkma olan tüm kutsal metinlerin arka planında bahsedilen manalar, kainat kitabında açık bir şekilde gözler önüne serilmektedir.
Evrende her şey dairesel bir döngü halinde yol alır. Buna en güzel örneği yağmur olayında görebiliriz. Su buharlaşır, havaya karışır, yoğunlaşır ve yağmur olarak tekrardan toprağa düşer...Ve aynı dairesel döngü devam eder.
Ya da bir tohum toprağa düşer, filizlenir, büyür, çiçek olur, solar, tekrardan toprağa karışır ve yeniden yeşerir...
Ve tıpkı kainattaki bu formül gibi, insan ruhu da belirli bir döngü içerisinde tekamülüne devam etmektedir. Ta ki insan-ı kamil denilen o noktaya varıp Yaratan ile bütünleşene kadar tüm ruhlar, kendi döngülerini tamamlamak için var olan forml içerisinde hareket etmektedirler.
"Peki, yargı günü? Cennet ve cehennem ne oldu" soruları devreye girer...
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, eski Kutsal metinlerde yani Tevrat'ın ilk bölümlerinde cennet ve cehennem diye bir kavram yer almamaktadır. Babil sürgünü sonrasında bu terimler ortaya çıkmış olsa da, kadim bilginlerin yazılarında da pek yer almaz...Şeytan, cennet ve cehennem tanımlarının derinlemesine incelenmesi, dini bir kalıp haline gelmesi çok sonraki dönemlere aittir.
Fakat, mana ilmi açısından konuşacak olursak, tıpkı Sufilerin de belirttiği gibi, cennet ve cehenneminiz zaten sizin içinizdedir. Kendi ellerinizin yarattılarıdır, yani bir nevi İsa'nın da dediği gibi sizin meyveleriniz işleriniz ise, meyve bahçeniz de cennet ya da cehenneminizdir.
Aksi takdirde, şöyle bir Yaratan düşünmek hiç mümkün müdür: Milyarlarca insan yaratsın, bunlara kötü eğilimi de versin, sonra tıpkı bir sınavmış gibi "yok bu sınıfta kaldı" deyip, yarattıklarının milyonlarcasını acımasızca ateşlerde yaksın...Peki, tüm dinlerin en başta belirttiği Sevgi ve İhsan olan Yaratan'a ne oluyor?Burada bir çelişki yok mu?
Kaldı ki, bugün üç büyük din, adeta kendi çıkarımlarını göz ederekten "bize gelen kurtulur sadece, geri kalanın vay haline" cinsinden yanlış birer tutum/inanç içerisindeler. Peki hangi Tanrı, acımasızca yarattıklarının büyük çoğunluğunu hiçe sayabilir?
Yaratan, kendisinden ihsan ederek insan'ı yarattı ve tıpkı kainattaki dairesel döngü gibi, kendisinden kopan bu varlığın yeniden kendisine dönmesi ile döngünün tamamlanacağı bir formül meydana getirdi. İnsanlık bu nokta da safhalardan geçti ki hala geçmekte...Adem seviyesinden Nuh'a, Musa seviyesinden Mesih'e...Hayvan düzeyinden insan-ı kamil olmaya dek süren bir yolculuk...
Bu yolculuğu Yeni Ahit'te yer alan İsa'nın " Kaybolan Oğul" benzetmesinde de görebiliriz.
Yalnız, önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Burada, mana ilminin vermekte olduğu tekamül, Hindistan ya da Budist felsefede verilen reankarnasyon değildir. Yani, hiç bir ruh gidip de bir inek ya da nilüfer çiçeği olmuyor.
Ruhun asırlardır süregelen yolculuğunda kendi aldığı kararlarla kah düşe kalka, kah kararlı bir şekilde ilerleyişinde, kendi cenneti ve cehennemi de oluşur. Siz, iyi bir gün geçirdinizse, vicdanınız rahatsa zaten cennetinizin içerisindesinizdir. Mevlana'nın da dediği gibi, Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme "...
Fakat, insan için en zor olan şey, kendi yaptıklarının sorumluluğunu üzerine alabilmektir. Bu sebepten, dışarıdan bir güce kimi şeyleri pas etmek daha kolayımıza gelir...Yargı, bunun için dinlerde yer alır. Ayrıca, egomuzu ıslah etmenin zor yolundan kaçıp, kimi şeyleri yapıp ödül olarak cenneti hak etmeyi düşünmek işimize gelir. Kimi davranışların toplam sonucunda da cehennem gibi bir ceza ile karşılaşacak olmak, "ilkel seviyede" olan benlikler için caydırıcı bir unsur oluşturur. Bakın, mana ilminin de belirttiği gibi, insanlığın seviyeleri vardır ve bu noktada dinlerin koyduğu tüm bu ceza-ödül sistemleri tıpkı bir çucuk seviyesi gibidir.
Halbuki, insanın ruhsal seviyesi arttıkça, maneviyatta olgunlaştıkça, Yaratan'ı giyinmeye çabaladıkça, tüm bunlar ortadan kalkacaktır. Tekamülünün bilincinde olan bir birey için her şeyden önce huzur vardır. Tıpkı kainattaki her bir canlının, bu düzen içinde yerini bilip huzurlu olması gibi...Halinden şikayet eden bir incir ağacı gördünüz mü hiç? Çünkü o, bu evrendeki rolünün farkındadır...
Tekamül konusu için bu giriş bölümümüzdü. Ruh konusunu ele alırken bir kez daha bu konuyu irdeleyeceğiz...
Derleyen: Burcu Aşçı

Hiç yorum yok: