25 Şubat 2010 Perşembe

Eliz Edebiyat Mart sayısında çevirilerim...


Eliz edebiyat'ın Mart sayısında Dünya Kadınlar Günü nedeniyle, şiire damgasını vurmuş ünlü kadın şairlerin çevirilerine yer veriliyor. Ben de Christina Rossetti'nin üç tane çevirisi ile yer almaktayım. Sevgiler...

UYUMAK:

Sonunda uyumak, ve diner tüm patırtı ile kargaşa
Sonunda uyumak, geçip gider korku ile çatışma
Üşümüş ve beyaz, dost ve sevgiliden uzak
Uyumak en sonunda
Kasvetli, üzgün ve yorgun bir yürek yok artık
Yok artık, havada kaygıyı bulandıran buruk sancılar
Sonunda uyumak, kilitlenmiş rüyasız bir uykuda

Uyuyakalmak, yapraktan örtüleri içerisinde
Şarkı söyleyen kuşlar bile uyandıramaz onu
Mor bir dağ kekiği ile mor yoncanın altında
Uyumak en sonunda.

Christina Rossetti

Çeviren: BURCU AŞÇI

22 Şubat 2010 Pazartesi

Palyaço Yaşamlar

Turgay Hoca'ya saygılarımla...

Mutsuzluğunuza makyaj yapsanız ve hatta kendi içinizi yani egonuzu anlık olarak rahatlatsanız bile derinlerde bir yerde mutsuzluğunuz aynalara yansıyor.


Yarattığınız ilüzyon hayatın içerisinde, hiç bir sorun yokmuş gibi, bilincinizi buna inandırarak (bu da egonuzun bir kandırmacasıdır) ruhsal açlığınız ile başbaşasınız.


Bu boşluğu pahalı elbiseler, tatiller, arkadaş yemekleri, alışveriş ya da kozmetik daha da açığa vuruyor. Siz, bunlarla ruhunuza yama yapmaya çalışırken, uzaktan gözlemleyen biri için içsel boşluğunuzu ele veriyor.


İlişkinizdeki tatminsizliği hazmedemeyen egonuz, her şey yolundaymış ve güçlüymüşsünüz gibi bir imaj çizerek size sadece hayali bir dünya çiziyor. Fakat, tutkulu bir okşanmaya aç olan ruhunuz bir yerlerde yavaşça ölüyor.


İş yerinizde sorunları göz ardı ederek, aslında ben burda mutluyum diye hoşnutsuzluk duyduğunuz bir koşulu, sanki siz istiyormuşsunuz gibi egonuz önünüze koyuyor. Siz de afiyetle yiyorsunuz.


Yaşamınızda belki de pek çok yeteneğinizi körelttiğiniz için yetenekli insanlara içten bir gıpta ile bakarken, "yok canım ben bu hayatı istedim işte" diyerek sizi var olan koşullara karşı savunmaya iten de egonuzdur.


Bu bağlam da hiç de güçlü birisi değilsiniz, çünkü sizi egonuz acımzasız bir şekilde yönetiyor. Bir ilişkiyi bitirememe veya sürüncemede bırakma nedeniniz bunu bir yenilgi olarak adlandırmak ve asla kabul etmemek. Aslında kendinizi bir hapishaneye mahkum ediyorsunuz ve dışarıdaki dünya elinizden kayıp gidiyor.


Bambaşka bir yaşamı içinizin bir yanı arzularken hatta daha iyilerini hak ettiğinizi düşünürken, sizi hala bu koşulda tutan nedir? Ego...Çünkü almayı sever...Sahip olmayı...Sahte zaferler ile sizin benliğinizi oyalar...Ve bir bakmışsınız ömrün artık kırk yaşından sonraki zaman dilimi geldiğinde aynalardan bile gerçeği saklayamaz olmuşsunuz. Mutluluk maskesi düşüvermiş suratınızdan...Orda da ego yine devreye girip, "napalım kader buymuş" gibi sizi avutan sözlere başvurur. Hayır, kader sizin seçimlerinizin sonuçlarından oluşan bir bütünlüktür. Ve başınıza gelen her şey sizin eserinizdir.


O halde mutsuzluğunuzu makyajlayan egonuz ile yaşayın...


Ya da büyük bir cesaret gösterip yaşama makyajsız çıkmayı deneyin ve gerçeğe ulaşın...


22.02.2010

BURCU AŞÇI



18 Şubat 2010 Perşembe

Tavsiyelerim: Okuduklarımdan

Kitap tanıtımından alıntı:


"Murathan Mungan’ın yaşama dair derin ve incelikli gözlemlerle zenginleştirdiği bu öyküler, kadınlar hakkında, erkekler hakkında, ilişkilerin gerilimi hakkında, ebeveynler hakkında, zamanın geçiciliği ve bazen de “oturup kalıcılığı” hakkında, tesadüfler hakkında kısaca hayat hakkında… Eldivenler, hikâyeler, 10 öyküden oluşuyor. Eldivenler, Ansızın her şey, Kaset, Yaz gibisi var mı?, Kötü adamla kötü kadının aşkı üzerine küçük bir film, Krepen’in duvarı, Islık, Çarpışma, Tabut ve Geçici kesinlikler."

Kitaptan kimi alıntılar:
* "Sen niye iyi bir çevirmensin biliyor musun?" demiştin bana." Çünkü sen geçmiş zamanda yaşıyorsun. Edebiyat dediğin geçmiş zaman işidir. Edebiyatla uğraşan insan şimdiki zamanda iğreti durur.

* Bir geceyarısı yağmurun yıkayıp parlattığı bir sokakta karanlıkta çalınan bir ıslığın buluşturduğu insanların kalmış olduğunu bilmek iyi geliyor ona."

* Oysa gerçek her zaman yalındır: Kötü insanlarda aşık olur ve aşk kötülüğe kötülük de aşka bir engel teşkil etmez. Hatta birbirlerine aşık insanlar birbirlerine daha kolay kötülük edebilirler.

Yorumum:

Benim için şu an ülkenin en önde gelen yazarlarından biri olan Murathan Mungan, kadın ruhunun en saklı dehlizlerini su gibi akan ve aynı zamanda vurucu olan ifadelerle bizlere aktarıyor. İnsan karakterlerini ustaca tahlilini kurguladığı öykülerde başarılı bir şekilde kullanan yazarın Eldivenler Hikayeler adlı kitabını bir solukta okuyacak ve kimi öykülerde sizde kendinizi yiteceksiniz.

Burcu Aşçı

6 Şubat 2010 Cumartesi

AVM/ Ego'nun bir oyunu

Alış Veriş Merkezi...Kısaca AVM...Malesef insanlar daha faydalı zaman dilimi geçirmek ya da doğa ile olmak yerine böyle kaos dolu ortamları tercih ediyorlar. Üstelik, parasal açıdan da tam bir tuzak teşkil ediyor.
Düşünsenize, kapalı bir kutunun içinde bir sürü dükkan ve yüzlerce insan...Gürültü kirliliği cabası...Hele ki son dönem moda olan bir iki AVM'de insanlar sadece birkaç ünlüyü görebilmek veya etraflarına "ay onlarda gidiyor ya biz de gidiyoruz" diye caka satmak veyahut ünlü bir markadan aldığı ürün ile aç olan ruhunu tatmin etmek sebebiyle gidiyorlar. Daha önceden de yazmıştım, ünlü markaların orjinali yok bu ülkede, hepsi fason...Ama, benim milletim bayılır parası ve malı ile endam satmaya...Kısacası, enayilik yapmaya...

Zamanının küçük esnafını iflas eşiğine kadar getiren bu koca kutu kaoslarında insanın "alma arzusu"nu kabartacak kampanyalar da yapılır bolca...Ama, bir ufak bluza onca parayı veren kişi, bu dünyada doyurulacak ne kadar çok insan ya da soğukta yiyecek bulamayan hayvan olduğunu düşünmez. Çünkü "ego" bunları size yasaklar, ego sadece kendi adına almanın peşindedir. Aslında azar azar ruhunuz ölür...Ne harcadığınız para ne de sattığınız caka sizin ruhunuzu doyurmayacak, ve bu kısır döngü içinde AVM'ler arası gidip gelen bir sanal dünyanız olacak.

Geçen gün Aylin ile konuşurken güzel bir cümle söyledi: "Ben de kaşıntı yapıyor AVM ismi, aman almamayım."

Halbuki, esnafın o güleryüzü, size en iyi malını çıkarmak istemesi, üstüne bi de çay ikramı, hayatta dair edilen ayaküstü iki-üç sohbet...Ne anlamlıdır...İçinizi ısıtır...Köşedeki gümüşçünüzden bir küpe seçerken, yurdum ekonomisinden tutun da geçen gün seni halszi gördüğüne kadar gayet insani konuşmalar yaşarsınız...Ve aldığınız sadece küpe olmaktan çıkar, sıcak bir merhaba da vardır yanında...

Sevmiyorum gürültü ve para kirliliğini...Çünkü üstüm başımdan ziyade, ruhumu doyurmak önemli benim için...Bunu da yaşam dediğimiz sokağımız, mahallemiz, yan semtimiz yapabilir ancak...Biz yapabiliriz ego'dan sıyrılarak...

Burcu Aşçı