13 Kasım 2010 Cumartesi

Çemberleri Kırın !


Her hayat kendine has bir çembere benzer. Kimininki geniş, kimininki daracık kimininki ise lastik top gibi…Ve her birey kendisini bu çemberlerin içine tıkıp hayata sadece dahil olduklarının sınırlı çerçevesinden bakar. İşte o noktada “imkansız” diye adlandırdığımız hayallerin bizlere uzaklığı devreye girer. Halbuki, o uzaklığı yaratan sadece bizim çemberlerin içinde kaybolan cılız içsesimizdir.

Atalardan kalma inançlar, toplumsal baskılar ve çocukluktan itibaren bilerek empoze edilenler ile çeperlenmiş olan benliğimiz gittikçe özünden uzaklaşır. Örneğin resme yeteneği olan bir genç sırf ailesinin “ ressamdan bir halt olmaz, daha saygın bir meslek seç” inancı ile yetiştiğinde ressamlık ile bir geleceğinin olmayacağı fikrine kendini öyle bir inandırır ki sonunda kendi olmayan bir bireye dönüşür. Avukat, doktor ya da halkla ilişkiler uzmanı olup çıkar fakat var olduğu çember öyle daracıktır ki tüm yaşamı boyunca ruhunun bir yanı hep tatminsiz kalır. Resim yapma yeteneği ya körelir veyahut onun için emeklilik hobisi olup çıkıverir. Bir gün yaşamın nerdeyse elli yılı akıp gitmişken emeklilik günlerini geçirdiği oturma odasında tuvale fırça darbeleri vururken hissedeceği temeldeki tek duygu pişmanlık olur.

Belki de tüm yaşamı boyunca iyi bir iş kadını olarak kendisini başarılı organizasyonlarda hayal edip tek başına yaşayacağı mütevazi bir evi düşleyen bir kadın, bir bakmışsınız otuzunda çocuğu ve kocası ile uğraşan ev kadını olarak karşımıza çıkar. Çünkü, çocukluğundan beri öğretilen derhal durumu iyi birine kapak atması, çocuk yapması, rahat yaşamasıdır. Ya da bulunduğu çevre koşullarında bir kadının “o kadar da kendi ayaklarında durulmasına” sıcak gözle bakılmıyordur. Ve bir müddet sonra bu kadın da kendi durumu içinde mutlu olduğuna ruhunu inandırmaya çalışarak kendi çemberinde hapsolur. Muhtemelen kocası da bir gün başkasına aşık olur ama mutlu olma rolüne yıllarca öyle kaptırmıştır ki kendini, bu gerçeği bile yok sayar. Ve ellili yaşlarına geldiğinde elinde kalan yegane duygudur pişmanlık.

Öğretilenlerden ziyade öğrendikleriniz ile yaşayın…Bedel ödemekten çekinmeyin…Ve imkansız diye bir şeyin olmadığını görmek istiyorsanız çemberlerinizi kırın!!! Yaşamın ne kadar uçsuz bucaksız ve cömert olduğunu keşfedin. O noktada varlığınızı soluklandırarak başarı ve mutluluğu keşfedersiniz.

O halde, şu dakikada, bu satırları okurken, en azından çemberinizin varlığını hissedin ki üzerinizdeki tüm o ağırlıkların farkına varabilirsiniz. Sonra da bırakın kırılsın yaşamınızda bir şeyler…Dağılsın ki sil baştan istediğiniz resmi yapıp da başlayabilesiniz.

BURCU AŞÇI

ISTANBUL

1 yorum:

Adsız dedi ki...

ben sizin bu tarz yazılarınızı çok beğeniyorum, insanı düşünmeye sevk ediyor ve içten satırlar. Zeynep.