5 Kasım 2010 Cuma

Moda'nın Yüreğinde Ayazma...


M.S 294 İskenderiye’sinde tüm insanların putlara taptığı bir diyarda güzelliği ile nam salan Dorotea vaftiz olup İsa inanlısı olmaya başlar. Taçlandırılmış taç anlamına gelen Ekaterini adını alır. Kral Maksimianus ise Ekaterini’nin davasından dönmesi için aracılar öne sürer. Fakat güzeller güzeli ve inanlı Ekaterini bunları reddedip Tanrı’ya olan bağlılığına devam edince türlü işkencelere maruz kalır. Tek tanrı inancı ve İsa peygamber ile ilgili gerçekleri imparatoriçe ile de paylaşmaya kalkınca nihayi olarak başı kesilir.

Bence hikayenin bu tarihsel boyutunun gerçek olması muhtemeldir. Ancak her eski tarihsel olayda olduğu gibi olayın bir de “söylence” kısmı bulunmaktadır. İşte yüzyıllardır yayılan söylenceye göre Aya Ekaterini’nin ruhu melekler tarafından Sina Yarımadası’nın en yüksek tepesine götürülür. Ve bu tepe onun adı ile anılmaya başlanır. Peki Istanbul ile ilgisi nedir? Bunun için 1924 yılının Moda’sına gitmemiz gerekir. Rum balıkçılar buldukları bir kaya deliğinden su fışkırdığını ve bunun kutsal su olduğunu görürler. Kutsal su olduğuna inanma nedenler ise kayanın etrafında eski bir kilisenin temellerine ve Aya Ekaterini ikonuna rastlamalarıdır. Ve, ahşap minicik bir oda olarak tasarlanan ayazma ziyarete açılır.

Moda’nın en ünlü restaurantına gidiyoruz şimdi…Rum Konstantinos Koço Korontos tarafından 1935 yılında önce Moda Park adıyla açılıp sonradan adı Koço olan meyhane, işte bu ayazmanın üzerine kuruludur. Belki de dünyada bir ilk diyebliriz bunun için zira ibadethane olarak da kullanılan bu ufak ayazmanın girişi eski bir Rum balıkçısının içinden geçmektedir.

Sizlere, önce bu tarihsel verileri sundum ki ayazmayı daha iyi anlamınıza yardımcı olabilsinler. Ben ilk olarak beş yaşında dedemlerin meşhur haftasonu yemekleri için gitmeye başladım Koço’ya…Hatta, buzlu badem satan doksan yaşlarında bir amca vardı, öylesine işlemiş ki hafızama. O vakitler Avaremo filmi ile müziği epey revaçtaydı. Ve nedendir bilinmez kafamda o müzik ile badem satan yaşlı amcayı birleştirivermiştim. Seneler sonra, ilkokul dönemimde onun öldüğü haberini aldığımda da beynimin içinde aynı müzk çalıyordu, kimseler duymamış olsa da.

Yaklaşık on beş yaşıma kadar her Pazar günü babaannem karşıdan Anadolu yakasına geçer, beni öğlen saatlerinde alır ve yemek için Koço’ya götürdü. Eşsiz lezzette karidesleri, Arnavut ciğeri ve taptaze balıkları hala vazgeçilmezlerim arasındadır. İşte o dönemlerde, Ayazma’ya uğrama alışkanlığı edinmiştim. Babaannem her yemekten sonra restaurantın merdivenlerinden aşağıya iner ve minik bir odaya girip mum yakarak dua ederdi. Tuhaf bir mistik havası ve insana huzur bir atmosferi olan Ayazma, yüreğimde o günlerden beri özel bir yere sahip oldu. Bunun, açık konuşmak gerekirse, dinsellik ile bir alakası yok. İkona ile kaplı ve mumların aydınlattığı o minik yer benim için çocukluğumun canlı bir tarihçesidir. Ve ne kadar inanırsınız bilemem ama oradaki tüm mumlarım adına yaktıklarım gerçeğe dönüştü. Aslında bu işin de sırrını söyleyeyim. Bence, mekanlardan ziyade insanların huşu içinde ettikleri dualar kabuldür ve o huşuluğu siz bir ceviz ağacının altında bulabileceğiniz gibi bir ayazmada da bulabilirsiniz.

Ayazma,senelerdir her inançtan insanın buluşma noktasıdır. Pazartesileri Metropoliten eşliğinde ilahiler okunur.Ramazan ayında Müslümanlar bile en içten dualarını sunmak adına mum yakmaya giderler. Bir bakarsınız bir Ermenidir orada ellerini açan bir bakmışsınız Müslüman.

Yolunuz Anadolu yakasında eşsiz Kadıköy’e düşerse hem Koço restoranın yemeklerini deneyin hem de Ayazma’da geleceğe dair bir mum da siz yakın…

BURCU AŞÇI

ISTANBUL

Hiç yorum yok: