31 Ocak 2012 Salı

Çekiliş: İsis Gümüş'ten Set




Geçen haftanın çekilişini "agonya82" Emine Yavaş kazandı. Emineciğim, olumlama mı yaptın bilemiyorum ama çok istediğini beli etmişsin ya, sanırım bu yoğun istek otomatik sistemi bile etkiledi:)

Bu hafta Mor Köşe'nin konuğu olan gümüş ustası Agop Muratoğlu, ricamı kırmayıp çekilişimize destek oldu.

Resimde gördüğünüz 975 ayar gümüş kolye ve küpe takımıdır. Atom taştan oluşmakta ve siyah kadife kutusunda sizlere sunulmaktadır. Ayrıca, kırmızı tül torbada kargonuzda yer alacak ki sevdiklerinize hediye ederken kullanabilirsiniz.

Resimde fazla parladı sanırım takılar, bir türlü istediğim gibi çekemedim ama yine de hoş çıktılar kanımca:)

Ben o kadar beğendim ki çalışma masama koyup izliyorum:)

Çok naif ve hem gündelik yaşamda hem de özel bir günde kullanabilirsiniz.

Bir hafta vaktiniz var, çekiliş 8 Şubat günü son buluyor.

Not: Kargo ÜCRETSİZDİR.

Katılım Şartlarına gelirsek;

1- Öncelikle blogun izleyicisi ve sağ tarafta görmüş olduğunuz Twitter'ın takipçisi oluyorsunuz.

2- Bu post'umuza yorum bırakıp iletişim bilginizi yazıyorsunuz.

3- Elbette çekilişi blogunuzda ya da kullandığınız sosyal medyada duyuruyorsunuz.

Ve son olarak bu post'ta gördüğünüz "İsis Gümüş" logosunu blog'unuza eklerseniz Agop Bey'e teşekkürlerimizi sunmuş oluruz.

Sevgiler...

Burcu Aşçı
Ocak 2012
Istanbul.

Mor Köşe: Gümüş'e Hayat Veren bir Usta


Bu hafta Mor Köşe'nin konuğu Ermeni gümüş ustası Agop Muratoğlu...Kendisiyle hem sahibi olduğu İsis Gümüş ve tasarımdan hem de değerli taşlara kadar çeşitli konularla bezeli mini bir sohbetimiz olacak...

Kendimi bildim bileli, takı tutkum vardı. Daha küçük bir kızken bile anneannemin mücevherat kutusunu alıp aynanın karşısına geçmek en büyük oyunumdu. Hani, kız çocukları bebekle oynar derler, ben daha ziyade küpe ve yüzüklerle oynuyordum.

Yaş ilerledikçe ve tarih'e de merak saldıkça, gümüş ve taşlar ilgi alanımı oluşturmaya başladı. Nerede otantik ya da hoşuma giden hakiki bir gümüş görsem, açıkçası hiç düşünmeden aldım. Yoksa da mutlaka gidip parayı biriktirip yine aldım...

Yaklaşık sekiz sene önce İsis Gümüş'ü keşfettim ve o günden beri müdavimiyim. Önceden Kadıköy'de pasaj içindeydi, sonradan Bahariye Caddesi'ne taşındı. Gel zaman git zaman derken Agop Bey ile sohbet eder olduk. Sayesinde taşlar hakkındaki bilgim arttı. Yeri geldi hangi modelin neden moda olduğundan bahsettik yeri geldi taşların dünyasından hayata değindik.

Bugün, hatırı sayılır takı koleksiyonumun çoğu İsis Gümüş'e aittir. Özel tasarım üzerine de çalışan Agop Bey, ricamı kırmayıp bana çok istediğim Boleyn kolyemi de yapmıştır.

Dilerseniz, sözü burada noktalayıp Agop Muratoğlu'nun kendisinden gümüş işçiliğini ve bir takının tasarlanışını dinleyelim:

Burcu: Agop Bey, öncelikle İsis Gümüş'ten başlayalım. Mesleğe ne zaman başladınız, İsis Gümüş ne zaman takı dünyasına girdi?

Agop M: İsis Gümüş, 1987 Eylül'ünde Bahariye Cad. Adliye Pasajı'nda faaliyete geçti.

Burcu: Pek çok gümüş dükkanının aksine, siz kendi tasarımlarınızı da yapıp satıyorsunuz. Bir takıyı tasarlarken nelerden ilham alıyorsunuz en çok?

Agop M: Takı tasarımlarımızda genelde müzelerden ilham alırız. Tüm seyahatlerimde yaptığım ilk iş, gittiğim yerin müzelerini gezmek olur.

Burcu: Bir takının tasarım aşamaları nedir?

Agop M: İlk önce takının görseli bulunur. Arzu eden olursa çekilmiş bir fotoğraf getirebilir ya da dergilerden uygun model bulunur. Kişinin kendi ilhamı da olabilir. Daha sonra öze sadık kalınarak, elimizdeki malzemeyle taşlara göre oynamalara geçeriz. Ardından da üretim aşaması gelir.

Burcu: Gerçek gümüşü sahtelerinden nasıl ayırt edebiliriz?

Agop M: Gerçek gümüş yoğunluk bakımından diğer metallerden daha ağırdır. Kendine özgü bir rengi vardır. İşin ehli biri, madeni görerek veya tutarak karar verebilir. Tabiki teknoloji çok geliştiği için gümüşe çok yakın taklitler piyasada yer almakta. Bizler satın alırken ise elimizdeki kimyasallarla, madeni mehenk taşına sürerek kontrol ederiz.

Burcu: Takılarınızda en çok hangi taşları kullanıyorsunuz?

Agop M: Genelde güncel olan doğal taşlardan yola çıkıyoruz. Yazları turkuaz, mercan, sedef, inci gibi yazlık taşlar,; kışın ise oniks, akik, lapis granad ve lal gibi koyu renk taşlar kullanıyoruz.

Burcu: Kuyumcularla aynı taşı kullandığınız oluyor. Örneğin yakut kuyumculukta da sık rastladığımız bir taş ve sizin tasarımlarınızda da yer alıyor. Aradaki fark nedir?

Agop M: Bizim kullandığımız yakut, zümrüt, safir gibi daha değerli taşlar kuyumculardan farklı olarak taşın kabuk kısmındandır. Yani kök dediğimiz bölümünden çıkarılır. Fakat piyasada biraz parası olan kişiler bizim işimizi yapmaya kalktıklarından bir çok taşı tanımıyorlar. Her yeşil taş zümrüt, ya da gördüğünüz her kırmızı taş yakut değildir. Alışveriş yaparken işin ehline gitmeli hatta bu konuda diploması olan dükkanlardan alışveriş yapmalıyız.

Burcu: Günümüzde "doğal taşlar" çok ilgi görüyor. Bununla ilgili adım başı bir dükkana rastlamak mümkün. Peki, ne kadarı doğru bunların? Örneğin bir aquamarin taşı gerçekten 3-5 liraya alınabilir mi?

Agop: Çok güzel bir soru bu. Gerçi, bir önceki soruyu açıklarken buna değinmiştim. Bakın, aquamarin veya topaz almaya kalkarsanız, gümüşün bile çok üzerinde bir değer ödemeniz gerekir. Bunların gerçeğini asla ucuz bir fiyata alamazsınız. Kaldı ki üç beş lira olsun, mümkün değil. Fakat, ametist, akik ve yeşim gibi taşlar daha az değerlidir; bunların şekilsiz, işlenmemiş çeşitlerini ucuz fiyata alabilirsiniz.

Burcu: Taşların gerçekten de belli özellikleri ya da şifa yetileri var mı?

Agop M: Açıkçası bu benim alanımla ilgili bir soru değil. Gerçi bu bilgiler benim sitemde de yer alıyor. Elbette, doğadaki her şey gibi taşların da insana verdiği belli enerjiler vardır. Ancak, şahsen falanca hastalığa iyi gelir gibi niteliklerine inanmıyorum. Bunu taş ithalatçılarının ya da televiyonlarda kendisini doktor ilan edip çığıranların ortaya sürdüğüne inanıyorum. Dikkat edin, ne zaman Çin'den taş ithal edilse, piyasada taş çığırtkanları dolanır.

Burcu: Altın her zaman bir yatırım aracı olmuştur. Gümüş'ün de tarihte böyle bir özelliği var mıydı? Ya da günümüzde gümüş, eskiye kıyasla, değerini yitirdi mi?

Agop M: Altını yatırım aracı olarak görürüz, doğrudur. Ama, gümüş, platin, paladyum, aliminyum, bakır ve hatta demir bile çağımızda uluslararası borsalarda yatırım aracıdır. Yeter ki talep azaldığında alıp talep arttığında da satın. Gümüş değeri altının 40 veya 45'te biri olur. Geçen sene gümüş bir ara tüm değerli metallerden daha fazla getiri veriyordu. Şu an altının ons fiyatı 1740 dolar civarında işlem görmekte. Gümüş ise 33 dolar civarında. Buna göre altın olması gerekenden sadece yüzde yirmi daha değerli oluyor. Ve gümüş de olduğundan daha değerli. Altının ocak çıkış maliyeti 285 dolar, varın kıyaslamayı siz yapın.

Burcu: Tarihe ve günümüze baktığımızda pek çok kuyumcu ve gümüş ustası Ermenidir. Bizim aile kuyumcumuz da keza öyle. Size bakıyorum, ustalığınız zaten yaptıklarınızdan belli. Peki, nedir bunun sırrı? Doğal bir yetenek mi yoksa babadan oğula geçen bir aile mesleği midir?

Agop M: Sevgili Burcu, Ermeniler tarihten beri ya da şöyle diyeyim Anadolu'da ilk bilindikleri yer olan Urartular'dan beri hep zanaata yönelmişlerdir. Kuyumculuk, demircilik, taş işlemeciliği gibi mesleklerle uğraşmışlardır. Herhalde genetik olarak da o zamanlardan beri cazip gelmiştir. Osmanlı'da, Bizans İmparatorluğu'nda ve Persler zamanında da Ermeniler'i hep zanaatkar olarak görürüz. Bugün Istanbul'da yaşayan ell bin civarı Ermeni'nin çalışan kısmının yarısından fazlası kuyumcu ve gümüşçüdür.

Burcu: Agop Bey, bu hoş sohbet için ve beni kırmayıp röportaj yaptığınız için çok teşekkür ederim.

Agop M: Rica ederim, ben memnun oldum. Sevgiyle kal...

Sizlere, İsis Gümüş'ten kimi takı örnekleri göstermek istedim.

Eğer siz de takıseverseniz ve makul fiyatlara kaliteli ürün istiyorsanız İsis Gümüş'e uğramanızı tavsiye ederim.

İletişim: http://www.isisgumus.com
Adres:Kadıköy Bahariye Cad. 1/A, İstanbul - Asya


Burcu Aşçı
Ocak 2012
Istanbul.


26 Ocak 2012 Perşembe

Elma Yayınları'na teşekkür...


Elma Yayınevi'nin kargosu bugün elime ulaştı...Yolladığı birbirinden hoş kitapalr için kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum...Sevgili okuyucularım, bu kitaplar elbette sizin için blogda yerlerini alacak...

Burcu Aşçı
Ocak 2012
Istanbul.

Kelam Damlası: Kendinizi Dinleme Çalışması


Geri çekilmek...Sanki bir savaşta yenilmek ile eş anlamlı mı? Hiç değil. Esasen tarihteki en büyük zaferlere baktığınızda, komutanların ummadık bir anda geri çekildiklerini ve sonrasında da galibiyet elde ettiğini görürsünüz.


Önemli bir görüşmeye gireceksiniz. Gerginsiniz. Yolda trafik berbattı, hem düzgün kahvaltı edemediniz, şimdi de oturmuş sıranızı bekliyorsunuz. Şu diğer köşedeki de mi geldi bu iş görüşmesine? Bu ve benzeri tüm düşünceler, birinci doğanız yani giydirilmiş benlik olan egonuzun fısıltıları sizi bezdiriyor. Geri çekilin. Durun. Birkaç saniye gözlerinizi kapatın. Unutmayın ki evrende olmanız gereken yerdesiniz. Kainatta her şey kusursuz işliyor. Ve minik not defterinizi çıkarın. Evet, yanlış duymadınız, kadim mana ilmini çalışanların yanında daima minik bir not defteri vardır. Ve buna "kendini dinleme çalışması" derler. Defterinizi alın ve içinize doğan ne varsa yazın. Örneğin, "şu an gerginim, canım kahve istiyor, bu işi almayı arzuluyorum,vb". Belli bir kısıtlama yapmayın. Tüm bunları yazıyor olmak bile sizi bir nebze rahatlatacak ve sizin reaktif davranmanızı engelleyecektir. Dahası, farkındalığınız artacak ve duygularınızı net bir şekilde duyumsamaya başlayacaksınız. Bundan sonra defterinize niyetinizi yazın. Ve dinginlikteki gönül gücünün sizi Yaratan'a doğru çekip bütünlüğünüzü sağlamanıza yardımcı olacağını unutmayın.


Her şey üzerinize geliyormuş hissine kapıldığınızda durun ve geri çekilin. Hani bir resme biraz uzaktan bakınca daha net görürüz ya, aynen öyle. Çünkü o anki duygularınızla harekete geçerseniz büyük olasılıkla reaktif olacak ve egonuzun patlaması ile negatifi üzerinize çekeceksiniz. Fakat, bir an durup dingin kalabilir ve niyetinizi Yaratan ile bütünleştirebilirseniz, bu sizi proaktiviteye yönlendirecek ve önünüzdeki pozitif seçeneği kabul etmiş olacaksınız. Reaktif olmak her zaman en kolayıdır ancak daima proaktivite kazanır. O halde, bu alıştırmayı gününüzün herhangi bir anında kolaylıkla uygulayabilir ve ruhsal bir disiplin ile özgecil doğanıza dönüp niyetinizi elde edebilirsiniz.

BURCU AŞÇI
Ocak 2012
Istanbul.

13 Ocak 2012 Cuma

Kelam Damlası: Proaktiv Olmak




İnsanların belirli bir duruma karşı göstereceği iki türlü davranış şekli vardır. Birincisi,ki malesef çoğumuzun yaptığı, reaktiv olmaktır. Diğeri ise, kendimizi ıslah etmede en büyük taşlardan biri olan proaktivite yoludur.


İsa Hoca'nın söylemlerinden birinde, ağızdan giren hiç bir şeyin insanı kirletmediği fakat ağızdan çıkana dikkat edilmesi gerektiği belirtilir. Ne kadar doğru bir bilgelik! Eski Ahit'te Süleyman'ın Özdeyişleri'nde de sıkça yer alan bir konudur bu. Özdeyişler 18:7'de "Akılsızın ağzı kendisini mahveder" diye yazar. Aynı şekilde Yakup'un Mektubu'nun 3. bölümünde de Dizginlenemeyen Dil başlığı altında insanın anlık öfkesine yenilerek sarfettiği sözlerin ileride kendisine bumerang gibi dönüşünü görebiliriz. Bektaşilik de bunu "eline, beline, diline hakim ol" diyerek kısaca özetlemiştir. En basit örnekle ise bilindik bir Türk atasözü bize bu hakikati bir kez daha anımsatır: "Öfkeyle kalkan zararla oturur."


Yukarıda örneklediğim pek çok durum bizim reaktiviteye yenik düştüğümüz anların temsilidir. Ve reaktiv davranma nedenimiz ise "egomuz"dan ibarettir.


Örneğin, bir arkadaşınızla tartışırken size "salak mısın bunu anlayamadın" gibi bir cümle kurdu. Burada çoğumuz reaktiv davranarak "sen bana nasıl hitap edersin, esas salak sensin, haddini bil" vb. sözler sarfederiz. Dikkat edin, bu sinirin altında, söylenen ufacık bir lafın bizim "egomuzun bam teline dokunulması" söz konusudur. Ego yaralanır, incinir ve öfkelenir. Bunun sonucunda, hiç abartmıyorum, belki de o arkadaşınızla birkaç dakika içinde gülüşüp barışacakken, bir ömür birbirinizin suratına bile bakmayabilirsiniz. Nasıl demeyin, ego kavganın sonrasında bir de "kim arasın" diye sahte bir gururla karşınıza dikilecektir.


Peki, belki gerçekten de arkadaşınız haksız, belki sizi yanlış anladı ve ona göre bir tutum içerisine girdi, belki de o gün çok gergin bir günüydü ve size patlayacağı tuttu. O an da derin bir nefes alıp şöyle deseniz nasıl olur? "Hmm olabilir, belki de konuyu anlamamışımdır. İstersen bir daha anlat irdeleyelim veya çok önemli değilse boşver, başka zamana bırakalım." İşte bu noktada, karşınızdaki de size olumlu veya nötr bir tavır takınacaktır. Çünkü onun egosuna saldırmadınız. Hatta, öyle ki, usta bir manevra ile olayı anlamamış olduğunuzu da kabullenerek egosuna ufak bir yem bile attınız. Dahası, ona seçme şansı da verdiniz: "İstersen anlat ya da boşverelim." Ve karşınızdakinin egosunu yatıştırdığınız için, hiç bir sorun çıkmadı. Ya konuyu bir kez daha ama bu kez sakince, onun da aklı selimken konuştunuz ya da önemsiz bir konu ise üzerinde bile durmadınız. İşte proaktiv olmak budur. Ve bir ipucu vereyim: Aslında burda tüm kontrol sizin elinizde oldu ve sizin tavrınız olayı yönlendirdi. Halbuki reaktiv bir şekilde bağırıp çağırarak yalnızca işin zarar kısmını üstlenecektiniz. Kutsal Kitap yazılarında dendiği gibi, biri seninle bir kilometre yürümek istiyorsa sen ona iki kilometre yürümeyi teklif et...


Proaktiv olmayı aile ilişkilerinizde, iş ortamınızda ve özel hayatınızda başarabildiğiniz takdirde, ruhunuzu ıslah etmekle kalmayıp daha olumlu ve mutlu bir yaşama da adım atmış olursunuz.


BURCU AŞÇI
OCAK 2012
ISTANBUL

8 Ocak 2012 Pazar

My Reiki Certificate


Bugün Reiki sertifikamı almış bulunmaktayım.
Henüz Usui Reiki 1. aşamayı bitirdim.
Ve zamanla ilerlemeyi planlıyorum...

İnsan, içinde tüm kainatı barındıran minyatür bir evren gibi...Ve gözümüzü mana yoluna açıp içimizdeki ıslahı tamamlamaya çalışarak devam ettiğimiz bu hayat yolunda, esas şifa'nın doğada ve ruhumuzda olduğunu idrak edeceğiz...

Sevgiler...

BURCU AŞÇI
OCAK 2012
ISTANBUL.

Exhibition: Fatma Baktıroğlu ile Hayatın Renkleri








Ebru, bir resim hakkında fikir beyan ederken:)








BMKM'de bu ay da sergiler yoğunlukta...Ve ayın ilk açılışı kişisel bir resim sergisi...Fatma Baktıroğlu, hayatın renklerini tablolarına canlı bir şekilde yansıtırken, size çok aşina imgelerde ruhunuz geziniyor...

Bu sergiyi dolaşırken sevgili blog arkadaşım Ebru'da (
izlenimlerinderinliği) bana eşlik ediyordu:)

BURCU AŞÇI

OCAK 2012

ISTANBUL.