29 Şubat 2012 Çarşamba

Requiem by Burcu Aşçı




In the nights we are our own Cain,
World's a ship's silence falling deep into a sleepless mythos
As the rose pink of raving bloom on my neck
Murder is an unidentified kiss
...in the last proem of love...

Burcu Aşçı
Şubat 2012
Istanbul
Translated from her poem " Requiem".

27 Şubat 2012 Pazartesi

Broken...


I'm walking in a time of fall
broken seashells in the middle of Time
These are waves that accept no grieving
as my bare feet watching the heartbroken stars.

The choir's voices of the silence come down from the mountains
to the boom of my suffering, through the plains
As the conversations of the ivies being interrupted
this revolution will finish, in the rocks wrinkled.

As a well-off evening rang the door of my sun,
Left me with my loneliness, left from a broken time.

Burcu Aşçı
Şubat 2012
Istanbul.

20 Şubat 2012 Pazartesi

Fetih 1453: Süper tekniğe zayıf senaryo...




Pazar günü izlemeye gittim malum filmimizi...Açıkçası, teknik açıdan pek fazla iyi film olmadığından ülkemizde, benim fikrim kuvvetli bir senaryo ile karşılaşıp, buna nazaran daha alt düzeyde bir teknik göreceğimdi. Lakin, izlenimim bunun tam zıttı çıktı.

Öncelikle, Ulubatlı Hasan rolündeki İbrahim Çelikkol gerçekten de rolünün hakkını veriyor. Zaten, Fatih'ten de ön planda olan isim Ulubatlı Hasan...

Fatih Sultan Mehmet'i oynayan Ozan Çobanoğlu ise fiziksel anlamda gerçekten de Fatih'i andırıyor. Her ne kaadr üsütn bir oyunculuğu olmasa da -ki sanırım yeni mezunmuş- rolü için epey ter döktüğü aşikar...

Teknik açıdan süper bir film. Savaş efektleri sizi büyülüyor. Fimdeki müzikler çok etkileyici, en anlamlı yerde en harika vuruşları yapmışlar notalarla...

Fakat, dünya savaş sanatında büyük bir öneme sahip olan karadan gemi çıkarma olayını 1 dakikada üstün körü geçiveren senarist, Ulubatlı Hasan ile şövalyenin kılıç sahnesini uzattıkça uzatmış. Bu ne menem bir çelişkidir? Ve Fatrih'in en moralsiz olduğu anda yanıan gelen Akşemsettin, onun gördüğü rüya ve buldukları mezar mıdır nedir, surların dibindeki kaya hakkındaki sahne çok havada kalmış. Era ile Ulubatlı Hasan'ın aşkına gelirsek, elbette buna da değinilebilinir zira savaş filminde ufak çaplı aşk sahneleri her daim ayrı bir hava katar. Fakat, en önemli savaş yerleri es geçilirken buna verilen önem tezatlık oluşturuyor.

Kısacası, Türkiye'nin Hollywood ayarında (hiç bir eksiği bile yok) teknoloji ile film yapabiliyor olmasına sevindim. Fakat, senaristin daha doyurucu çalışmış olmasını isterdim.

Bir de, madem bu paralar ve teknik elimizde var...Adam gibi bir Büyük Taarruz ya da Kurtuluş Filmi çekmeyi de başarsanız diyorum...

BURCU AŞÇI
ŞUBAT 2012
ISTANBUL.

17 Şubat 2012 Cuma

Çekiliş: Ayşenur Yazıcı'dan İmzalı Kitap...



Merhaba,

Bir önceki "İsis Gümüş Takı Seti" çekilişimi Yasemin Özer (bricitconsungunlugu) kazandı. Kendisine güzel günlerde kullanmasını temenni ediyorum.

Yeni çekilişimizde Mor Köşe'ye konuk olan Ayşenur Yazıcı'nın iki adet imzalı kitabı yer alıyor. Evet, yanlış duymadınız, siz blog okuyucularım için kendisi imzalayarak yolladı kitaplarını...:)

İlk kitap "Sensin Mağara Adamı"...Çok hoş ve ironik bir üslup ile günümüz kadın/ erkek ilişkilerini mağara devri tabirleri ve benzetmeleriyle okuyucya sunuyor Ayşenur Hanım...Kimi yerlerde "a hakkaten hiç bir şey değişmemiş o günlerden bu yana" deyip düşündürüyor sizi, kimi yerlerde ise güldürüyor...

Diğer kitap ise "Çocuk Gelin"...Kırk yaşında itibarlı bir adamın on üç yaşındaki ikinci karısı Bedriye'nin öyküsü, her yüreği burkacak türden...Ayşenur Yazıcı'nın gerçek hayattan ilham aldığı bu kitapta, siz de kendi hayatınızdan ya da çevrenizden bir parça bulacaksınız.

Arka kapaktan alıntı: "Sabrın limiti nerededir ?Kabullenişin,tevekkülün dayandığı duvar ne kadar yüksektir ? Bedriye,sizin hayatınızdaki kırılgan kadın,asırlardır tekrar tekrar yaşanan rutin hataların özeti bir gerçek yaşamdır.Kırk yaşında itibarlı bir adamın,on üç yaşındaki ikinci karısı olmak bir çocuğu nerelere götürebilir ?Hele hele kuması annesi yaşındaysa! Yüz yıl öncesinin hayat ve beden tecavüzleri sizi ne kadar örseleyebilir ?Bilmiyorsanız,kitap bittikten sonra öğreneceksiniz.Bedriye yüzyıllardır yaşıyor."

Son katılım: 29 Şubat...

Not: Kargo ÜCRETSİZDİR.

Katılım Koşullarına gelecek olursak;

1- Blgun izleyicisi ve sağ tarafat görmüş olduğunuz Twitter sayfasının takipçisi oluyorsunuz.

2- Kendi blogunuzda çekilişi yayınlıyorsunuz.

3- Bu yazıya yorum bırakıyorsunuz. Lütfen iletişim adresinizi eklemeyi unutmayın.

Ve sonunda da imzalı kitaplarınıza kavuşuyorsunuz:)

Beyler, sizi de bekliyorum çekilişe...

Sevgiler...

BURCU AŞÇI
ŞUBAT 2012
ISTANBUL.

Mor Köşe: Ayşenur Yazıcı'dan Andrea And'a...

2005 yılı Aralık ayından kalma bir fotoğraf...Sağda ben, ortada ise Ayşenur Hanım, önümüzde de harika pastalar, börekler ve çaylar...


Bu hafta Mor Köşe'de yıllardır gerek televizyondan gerekse yazılarından tanıdığımız Ayşenur Yazıcı'yı konuk ediyoruz.

2005 yılında kendisiyle tanıştığımda hayranlığımın daha da çoğaldığı bir kadın...Fan sayfası olarak soğuk ve karlı bir Aralık günü evinin kapısını çaldığımızda bizi sıcacık ve içten gülümsemesiyle karşılamış, lezzetli ikramlarıyla bizleri mest etmişti. Hatta, itiraf ediyorum o günden kalma bir çift çorap çekmecemde durmakta:) Nasıl mı derseniz, anlatayım. Malum, kar kış, yollar çamur, benim ayaklar ıslandı-şık giyinip gideceğim ya, giymezsen kar botunu olacağı budur- kıvranıyorum derdimden. Neyse, baktı ki Ayşegül Hanım benim bir derdim var, söyleyiverdim ayaklarım üşüyor diye. " A olmaz öyle çıkar hemen onları kurusun, ben sana bir çift benim çoraplardan getireyim" diye anaç tavrıyla harekete geçti. İşte benim yadigar çorapların hikayesi:)

Her zaman kendine has bir duruşu olmuştur Ayşenur Yazıcı'nın. Hani, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali, ama o hayranlarının kalbinde onuncu köyünü sapasağlam inşa etmeyi başarmıştır. Makyaj uzmanlığından şairliğe, haber spikerliğinden sunuculuğa, yazarlıktan anneliğe kadar inanılmaz aktif ve dolu dolu yaşayan, üreten ve paylaşan bir birey...

Şimdilerde iki kitabı Andrea And adıyla yurtdışında satışa sunulmakta...

İsterseniz, Ayşenur Hnaım'ın kendi ağzından köpüklü kahve kıvamında bir söyleşiye kulak verelim:

Burcu: Yaklaşık on iki adet kitabınız var ve çoğu da en çok satan listelerinde yer aldı. Bir kitabın yazım aşaması nasıl doğuyor? Yazarlık doğuştan mıdır yoksa sonradan edinilebilinir mi?

A. Yazıcı: Kitaplar , kitap okudukça ve hayatı deneyimledikçe biriktirdiklerimizden ve algılama şekillerimizden oluşan masallardır. Edebiyat okundukça gelişen bir olgu. İfade şekli, kelime zenginleşmesi, taraflı ve tarafsız bakışların çarpıştırılması hep kelimelere hakimiyetle oluyor. Bu da gözünüz ne kadar çok cümleye değerse, aklınız ne kadar çok konu hakkında bilgiyi süzebilirse o kadar gelişen bir şey. Kas gibi. Aklın ve ifadenin de kasları gelişir.

Elbet doğuştan gelen bir yeti diye düşünüyorum ama beslemez, geliştirmezseniz sadece “iri” kalırsınız, kaslı ve yapılı olmak başka bir şey…

ANDREA AND...HEM ERKEK HEM KADIN...

Burcu:İki kitabınız yakın zamanda Adrea And adıyla yabancı dillere çevrilip Avrupa'da satışa çıktı. Peki, Andrea And'ın özel bir anlamı var mı? Nereden çıktı bu isim?

A. Yazıcı:Çocuk Gelin ve Son 13 gün İngilizceye çevrildi Amazonda satışta .Yunancaya’da çevriliyor şimdi. Ayşenur Yazıcı isminde ı ve ş gibi yabancılarda pek okunması zor olan 2 harf olunca ,her dilde aynı okunabilecek isim aradım. Andrea her dilde aynı okunan bir isim. Hem kadın hem erkek ismi… And da öyle..

Bu şekilde doğdu ve patentini aldım.

http://www.amazon.com/Child-Bride-Andrea/dp/9609957919/ref=sr_1_12?s=books&ie=UTF8&qid=1309476855&sr=1-12

Burcu:Sizin astrolojiye ilginiz de var. Peki, astroloji ne kadar doğru ve kaderi nereye kadar etkiliyor? Herşey bir doğum haritasında gizli mi?

A. Yazıcı:Evet 22 yaşımdan beri astrolojiyle ilgili bulduğum tüm bilgileri okudum,haritalar çıkardım karşılaştırmalar yaptım..Hobi idi. Ama sonunda Akademik eğitim almış Oğuzhan Ceyhan bile bana “birçok profesyonel kişiden bile daha çok astrologsun” dedi..Çok sevindim. Neden? Bilgiyi hazmettiğim ve kendi kendime de bu işi becerebildiğim için.Doğum haritası kişisel özelliklerle sınırlı bilgi vermez. Zayıf dönemlerimizi, hayattaki dönencelerimizi, aile, dünya bakış açımızı,akıl hastalıklarımızı, zaaf ve güçlerimizi de net işaret eder. Gerisi kişiye kalmıştır. Ölüm doğum ve evleneceğimiz kişi (3 mutlak kader) dışındaki her şey kişinin iradesini ve nefsini kullanmasıyla şekillenir.

Buna da kâmil insan olma yolundaki çakıl taşları diyorum…

EDEPLİYSEN HAYRET EDİLMİYOR...

Burcu:Yıllarca başarıyla sürdürdüğünüz haber spikerliği haricinde pek çok kaliteli programada imza attınız. Fakat, bir süre sonra program yayından kaldırılıyor. Sizce, kalite ve reyting arasındaki dengesizliğin nedeni nedir? Günümüz medyasını bir izleyici olarak nasıl değerlendirirsiniz?

A. Yazıcı:Yıllardır tv seyretmiyorum.Haberde çok yoruldum. Mutsuz, sorunlu,sinirli,haksız veya adalet peşinde yok olan ülke ve ademoğullarını izlemek,anlatmak ve aktarmak insan ruhunu unufak ediyor. Sanırım yanlış devirde dünyaya geldim. Geldim sürecek elbet yolculuğum ama bu “sapkınlık ,kir ve boş işlerle insanları oyalama oyunu” sadece bizim ülkemizde olan bir çağ yangını değil. Tüm dünya diğerlerini,ötekini (!) o ekrandan izliyor ve hayal,masal gibi algılanıyor artık kirler…Alıştı insanlar şaşırmamaya, hayal kurmamaya ve kendi dünyasını kendi temiz tutmaya kalkışmamaya…

Yayından kaldırma işini ben size anlatmaya kalksam 4 dosya sayfası izah etmem gerekecek. Uzun hikaye. Yalnız şunu söyleyebilirim: magazinde gündemde kalmak gerek. İnsanları hayrete düşürecek işler yapmak gerek. Edepli olunca hayret edilmiyor edepsiz işlerde gündemde kalınabiliyor. O zaman “görmeye değer” klasmanına giriliyor . Hem kınıyor hem seyrediyoruz yani. Reyting denilen şeyin atmasyon ve şişirme olmasının ardındaki gerçeğin ilk maddesi bu. İkincisi de : eğer kanunu harekete geçirici, hak arayıcı, merhamet ve vicdanı tetikleyici iş içeriyorsa o zaman da bunu sağlamakla görevi ama yapamayanlar harekete geçip rahatsız olduklarını temizliyorlar.

Belki bir üçüncü şık vardır benim bilmediğim.Onun bunun sevgilisi , yüksek birinin tanıdığı olup programını devam ettirmek gibi. Sosyal çürümeye doğru gitmenin en kolay yolu sürekli boş işler ve pis işler seyretmek…Dünya bir gün temiz olur diliyorum.

Burcu:Gerek aldığınız kozmetik eğitimi gerekse yayınladığınız kitaplar ile makyaj ve güzellik alanındaki birikiminiz malum...En son Lila Kutu adlı güzellik sitesine ortak oldunuz. Nasıl gelişti bu süreç? Bizlere kısaca Lila Kutu'dan bahseder misiniz?

A. Yazıcı:Televizyondan bana gelen teklifler benim edep ve bilgi sınırlarımın altında bir dereceye düştükçe üzüldüm. Ben kadın ve erkeği evlensinler diye birbirlerini kandırdıkları ve üzdükleri bir programı sunamam. Diplomam var akademi okudum. Kozmetiği de 8 yıldır web sitemden zaten içerik ve seçimlere yardımcı olmak için soru-cevap şeklinde ve yenilikleri anlatmak için kullanıyordum.

Acil Cilt bakımı e- kitabımı bu güne kadar 100.000 den fazla hanıma istekleri oldukça maille yolladım. Kimyasallar konusunda yenilikleri takip ettim. Lila Kutu kurulduğunda beni aradılar. Yeni sistem içinde, kadınlara keşfetmeleri için kozmetik deneme boyu yollayıp,beğendiklerini siteden alma imkanı sunulduğunu gördüm. Süper bir fikir geldi bana. Hem ürün kullanma hem sanatsal ve editoryal bölüm tam bana göreydi. Kabul ettim. Şimdi kendi televizyonumuzda (Lila Ekran) her ay en az 20 video çekip hanımlara sunuyorum. Blog soruları, yeni ürünler vs derken gün nasıl geçiyor bilemiyorum. İyi ki ortaklarım beni buldular. İleride Türkiye’nin en iyisi olacağımızı biliyorum Ekibimizin tamamı profesyonel ve herkes birbirini bilgi ve birikim anlamında tamamlıyor.

Burcu:Sizce Türk kadınının yaptığı en belirgin güzellik hatası nedir?

A. Yazıcı:Yanağının çıkık yerine (elmacık kemiğinin üzerine) kahve allık sürmesi! Kahve tonları “çukur” yapmak içindir.

Burcu:Kozmetik deyince akla hep pahalı ürünler geliyor. Hem uygun fiyata hem de kaliteli bir şekilde bakım yapmak isteyen bayanlara ne gibi önerileriniz olabilir?

A. Yazıcı: Kozmetik de tıp gibi keşifle,bilimle ve teknolojiyle yenilenebilen bir sektör. Elbette yeni üretim ve teknikler maliyeti olan şeyler. Mikro, nano teknolojiyle yapılmış bir serumla sıradan üretilmiş,deri altına emilmesi güç bir serum tabii ki aynı fiyatta satılmayacaktır.Gençleştirme, leke giderme gibi artık hemen hemen tüm kadınların sorunu olan bir alanda yenilik elbet daha pahalı olacaktır. Ta ki yeni bir “daha hızlı” gençleştirici bulunana kadar fiyatı düşmez.. Ama yüzeysel kozmetikler dediğimiz temizlenme amaçlı olanlara para dökmenin alemi yok. Genelde marka adı satar bunları. Bence hanımlar ürün almadan önce ne fiyatına ne yeni olup olmadığına değil www.cosdna.com adlı sitede veya http://www.ewg.org/skindeep adlı siteye girip içeriğindeki ZEHİRLERE bakmalılar. Güvenilirliği olan ürünleri kullanmaları çok önemli. O kadar ünlü ama kimyasal dolu kozmetik var ki bu bağımsız kozmetik analiz sitelerine girip baktıklarında şaşıracaklar. Bu yüzden eco sertifikalı veya BIO sertifikalı ürünlere yönelmeliler.

ŞİİR, İNTERNETTE YAŞAYAN BİR ÖLÜ...

Burcu:Şiirleriniz kitaplara ve sunuculuğa oranla biraz geri planda kaldı. Bense, şiirlerinizin hayranlarından biriyim. Sade bir üslup ile derin anlamlar birbirine harmanlanmış. Şiire yönelik çalışmalarınız devam ediyor mu? Yeni bir şiir kitabı gündemde mi?

A. Yazıcı:Şiir hayatımın uzunca bir döneminin yorganı oldu. Canım yandığında yahut evreni,hayatı sorgulayıp “kimim ben” dediğimde şiir yorganını üzerime alıp uyudum. Çok yorgunum. Şimdi kelimeleri ekmek kırıntısı gibi ufalayıp umut kuşlarının önüne atacak ne takatim var ne zamanım. Geçer diyorum bir şey canımı acıttığında ,bu da geçer…Şiir kitabım antoloji ödülüaldı. Bir daha şiir kitabı yazacağımı da sanmıyorum. Şiir satın alan çok az insan var ve internet gibi bir İskenderiye kütüphanesinden onlara ulaşmak varken şiir kitabı ölü kalmaya mecbur oluyor. İnternette yaşayan bir ölü.


MESNEVİ'YE SARILMAK...

Burcu: Yaşınızdan oldukça genç ve dinamiksiniz. Bu sanırım ruh'un gücünden ve yaşam enerjisinden kaynaklanan bir şey. Peki, hayatın olumsuzlukları üst üste geldiğinde Ayşenur Yazıcı ne yapar? Nasıl bir yol çizer kendine? Ya da ruh'unu tüm bu karmaşadan nasıl korur?

A. Yazıcı: Cildime çok bakarım. 30 Yıldı çok ender hastalıklar ve zaruri durular hariç makyajımı temizlemeden, serumlarımı sürmeden yatmam. Duamı okurum uyurum. Dua da en büyük kremimdir benim. İçim temizlendikçe dışımın da yıkandığına inanırım. Kin tutmam ama kırıklıklarım olur..Nefret kelimesini hiç kullanmam ve ruhumdan da aklımdan da uzak tutmak için Mesnevi’ye sarıldığımdan bu yana affederim gider.. Sanırım hüznü ve keşkeleri unutmak da metabolizmayı diri tutuyor. Ekte size yolladığım slayt gösterisini herkesin izlemesini isterdim. Neropeptidlerin insanın iyi huylu bakışıyla bağışıklık sistemini nasıl canlı sağlıklı tuttuğunu bilmelerini isterim.

Burcu: İyi bir yazar olduğunuz kadar iyi bir okuyucusunuz da...Hangi yazarları severek okursunuz? Şimdiye dek sizi en çok etkileyen kitaplardan birkaçını öğrenebilir miyiz?

A. Yazıcı:Gazap Üzümleri, Lynn Mc Taggart’ın “Niyet Deneyi”, Ayala Malach Pines’in “Aşık Olmak”, Edgar Cayce’ın tüm kitapları, Carl Sagan’ın “Tanrı’nın kapısındaki bilim” beni çok derinden etkilemiştir. FihiMafih de 20 yıl sonra elime alıp gece yatmadan 2-3 sayfa okumaya yeniden başladığım bir eser. Zamanı gelmiş tekrarın…Bazı kitaplar bir kere okunarak sindirilmiyorYıllar geçtikçe o eskiden okuduğunuz cümleleri bir daha okumak “yine” ve “farklı” anlamak gerekebiliyor.

Ayşenur Hanım'a bu yoğun temposunda bize zaman ayırdığı ve keyifli bir sohbet sunduğu için teşekkür ediyorum.

Ve bir teşekkür de, siz blog okuyucularım için, imzalı olarak yolladığı kitaplar için...

Yüreğinizin ışığı hep daim olsun Ayşenur Hanım...

BURCU AŞÇI
ŞUBAT 2012
ISTANBUL.

Ebbs and Flows by Burcu Aşçı


Ebbs and Flows:

Take away
your burning passion
on the tips of your trembling fingers

Go and put on
the biting dust of the loneliness
to your incapable palms

Go and come back
with your heart longing for love
being kneaded by the flames of pain

Turn around and go away
after having your choking tears
being swallowed by the ruined silence
............................

Go however far you can
and drive away
till your body smells pain.

BURCU AŞÇI
ŞUBAT 2012
ISTANBUL.

5 Şubat 2012 Pazar

Exhibition: Salvador DALİ...










Cebrail/ Gabriel







































Gala ile Akşam Yemeği:



Sürrealizmin önde gelen ismi Salvador Dali'nin bu sergisinde üç ana başlık dikkatimizi çeker: Sürrealizmin İzleri, Gala ile Akşam Yemeği ve İlahi Komedya...

Açıkçası ben en çok Dante'nin İlahi Komdyası'nın Dali tarafından nasıl yorumlandığını görmek için sergiye gitmeyi hep istiyordum. Dün öğle vakti, yavaş yavaş yola koyuldum. Karaköy vapurunun ardından Tophane'ye doğru yine yavaş bir yürüyüş ile Salvador Dali sergisine vardım. Ve kaldım...Yaklaşık bir saat boyunca -özellikle İlahi Komedya'dan- tablolardan gözümü alamadım.

Cennet, Cehennem ve Araf olarak ayırdığı İlahi Komedya bölümünde Dante'den satırlarla süslemiş Dali tablolarını...

Gala ile Akşam Yemeği'ndeyse Dali'nin o ironik ve hafif alaycı yanını görmek mümkün.

Sürreealizmin İzleri'nde ise kendisini şu çarpıcı cümleyle açıklıyor: "Ben, sürrealizmin ta kendisiyim".

Şubat sonuna kadar Tophane'de sergilenecek olan bu muhteşem tabloları mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

"Ey Sanat! Var mı senden daha ötesi" diyesim geldi...

There has been a great exhibition in Tophane since December: The Divine Comedy by Salvador Dali...I was so impressed by the pictures that I stayed at the exhibiton almost one and half hour.

Burcu Aşçı
Şubat 2012
Istanbul.