1 Mart 2012 Perşembe

Mor Köşe: Emi Eskinazi'den "lezzetli" bir kitap...



Birkaç hafta önceydi, facebook sayfamfa gezinirken arkadaşım Selin'in paylaştığı bir kitap tanıtımı ilgimi çekmişti. Mor renkli kapağı her ne kadar sevdiğim renklerden biri olsa da, sanırım kitabın adıydı beni kendisine çeken: Çikolatalı Krep ve Demleme Çay...Kitabı merak edip okuyacağıma dair Selin'in iletisine yanıt yazınca, birkaç dakika sonra pek sık rastlanmayan bir vaka vuku buldu: Kitabın yazarı iletime yanıt vermiş bulundu-tabi benim gibi bir yazı ve sanat çılgınını da yaşamına dahil etmiş oldu:) Yoksa, sanat sevdalıları bir şekilde birbirini çekiyor mu demeliyiz bilemedim...

Çikolatalı Krep ve Demleme Çay, uzun zamandır beni etkileyen hatırı sayılır kitaplardan biri oldu. Yağmurlu bir İstanbul sabahında, gittiğim cafede "öylesine" başladığım kitap beni tam üç buçuk saat hem o cafeye hem de kendisine mahkum etti...Fakat güzel bir mahkumiyetti...Kimi satırlarda kendi anıalrıma sürüklenip gözlerim doldu, kimi sayfalarda hikayenin nasıl devam edeceğine dair iştahlı bir merak sardı...Ve son sayfada okunup bittiğinde Çikolatalı Krep ile Demleme Çay'ın tadı damağımda kalmıştı...

İstanbul'da disiplini ile meşhur bir Fransız Lisesi...Gençliğin en zor ama bir o kadar da keyifli evresinde bir avuç genç kız...Yakışıklı ve karizmatik bir Fransız öğretmen...Ve öğretmen ile öğrencisinin arasında başlayan aşk kıvılcımları...

Biliyorum, ilk etapta çok klasik bir konu olarak düşünüyorsunuz, fakat işleniş açısından ele alınıldığında oldukça başarılı. Özellikle, kitapta Ceylan ile Fransız öğretmenin aşkına paralel olarak gelişen Damla'nın hikayesi, hem okuyucunun merakını körüklüyor hem de sizi sürpriz bir sona hazırlıyor. Ayrıca, kitabın başında yaşanan mektup olayında, yazar çok başarılı bir teknik kullanıp mektubu olaylar döngüsüyle bölünen sayfalara ayırmış. Bu açıdan bakıldığında, inanın, kitaba başladığınız gibi bitirmek istiyorsunuz. Her neslin ve herkesin kendisinden, aşklarından ve gençliğinden bir parça bulabileceği Çikolatalı Krep ve Demleme Çay, okunduğunda hem damağınızda hem de yüreğinizde "lezzetli" bir tat bırakıyor...

Dilerseniz, edebiyat dünyasına bu enfes kitapla hızlı bir giriş yapan Emi Eskinazi'yi daha yakından tanıyalım. Kendi ağzından, bu tatlı kitabın serüvenine bizler de ortak olalım..

Burcu:Öncelikle okuyucu için biraz kendinizden bahseder misiniz? Ne de olsa ilk kitap ve yayın hayatında yeni bir soluksunuz. Emi Eskinazi kimdir?

E. Eskinazi:1981 yılında İstanbul’da doğdum. Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’ni bitirdikten sonra Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okudum. 2006 yılında mezun olmadan hemen önce şimdiki eşim Alper Eskinazi’yle tanıştım. Aşık oldum ve peşinden New York’a geldim. Şu an bir yandan Manhattan’da Pera isimli bir restoranda Event Coordinator olarak çalışıyorum bir yandan da vakit buldukça gelecek projelerim için kenara notlar alıyorum.

Burcu:Yazı yazmaya ne zaman başladınız? Ve bunu profesyonelliğe dönüştürme fikri nasıl gelişti?

E. Eskinazi: Yazıya 16 yaşında şiirle başladım. Ergenliğin yüklediği yoğun duyguları kelimelere dönüştürmek beni çok rahatlatırdı. Evde, okulda, yollarda... yazdığım şiirler zamanla yerini düz yazıya bıraktı. Kendim için yazdıklarımı bir gün profesyonelliğe dönüştüreceğimi bilmiyordum. Bunu fark etmem tesadüfen oldu. Üniversiteden mezun olduğumdan beri beni kendine tutkuyla bağlayacak bir mesleğim olsun istiyordum. Farklı yerlerde farklı işler denedim, hiçbiri beni mutlu etmedi. Günün birinde yine rahatlamak için yazıya sığındığımda anladım. Beni bu hayatta en çok tatmin eden şey, yazmaktı. Böylece fikir oluştu, bir sene içinde birkaç farklı kitaba başlandı ve bir buçuk sene sonra da bana tamamlama şevkini veren ilk kitap olan “Çikolatalı Krep ve Demleme Çay” ortaya çıktı.

Burcu:Her yazar aynı zamanda iyi bir okuyucudur ilkesinden yola çıkarsak, sizin için de bu geçerli mi?En çok hangi tarz kitapları okursunuz?

E. Eskinazi: Bu ilke benim için de kesinlikle geçerli. Özellikle sabahları işe gitmeden kışın bir kafede yazınsa muhakkak New York’ta en sevdiğim yer olan Bryant Park’ta yarım saat kırk beş dakika kitap okumaya bayılırım. J.K. Rowling’in fantastik dünyasından Elizabeth Gilbert’in samimiyetine, Jean Christophe Grangé’nin geriliminden Paulo Coelho’nun bilgeliğine varan çok geniş bir ilgi yelpazem olduğunu söyleyebilirim.

Burcu:Çikolatalı krep ve demleme çay basılan ilk kitabınız bildiğimiz kadarıyla. Peki, bunun öncesinde yazın alanında herhangi eseriniz oldu mu? Dergilerde yayınlana ya da yarışmalara katıldığınız?

E.Eskinazi: Hayır olmadı. İlk eserim “Çikolatalı Krep ve Demleme Çay”.

Burcu: Kitap yazma süreci nasıl başladı? Her yazarın süreci farklıdır, kimi dokuz doğurur kimi harfler su gibi aktı der...Peki, sizin kitap yazmaya karar verdikten sonra yaşadığınız edinimler neler?

E. Eskinazi: Bu benzetmeden yola çıkarsak sanırım benimkisi vanası bozuk bir musluğu kapatamamak gibi oldu. Dediğim gibi denemelerim arasından “Çikolatalı Krep ve Demleme Çay”da karar kıldığım zaman bir sürü fikir bir anda aklımda yankılanmaya başladı. Bazen gece yarıları uyanıp başucumdaki deftere notlar aldığım bazen de yolda yürürken aklıma gelenleri kaybetmeyeyim diye koştura koştura bir kafeye dalıp ilk bulduğum peçeteyi kaptığım gibi cümlelerimi döktüğüm oluyordu. Tahmin edebileceğiniz gibi en çok zorlandığım aşamaysa en başta 450 sayfa olan kitabımı sonradan 320’ye indirmek oldu.

Burcu:Kitabın temel konusuna baktığımızda aslında edebiyat dünyasında çokça işlenen bir tema ile karşı karşıya geliyoruz. Bu planlı bir şey miydi yoksa kendiliğinden döngü öyle mi oluştu?

E.Eskinazi: Özellikle “Bu tema çokça işleniyor demek ki tutuyor” gibi bir yaklaşımım olmadı. Ne var ki, bu, beni de çeken, bende de ilgi uyandıran bir tema. Öğrenci-öğretmen ilişkisi. Gizlilik, heyecan, yasaklar, kurallar... Hem de İstanbul’un oldukça disiplinli bir Fransız Lisesi’nde. Bu konuyu işlemek bana çok büyük bir keyif verdi. Kendimi yeniden o sıralarda buldum, yanımda arkadaşlarım vardı. Bir an önce mezun olmak için dualar ettiğim okuldaydım, hem de hiç sahip olmadığım kadar büyük bir zevkle...

Ancak bu hikâyeyi seçmem planlı olmadı. Bana ilham veren bazı kaynaklar konumu ve kurgumu belirleyip geliştirmemde etkili oldular. Bunların başında Julie Delpy ile Ethan Hawke’un rol aldığı “Gün Doğmadan” ve “Gün Batmadan” filmleri geliyor. Birlikte sadece tek bir gün geçirmiş olmalarına rağmen, birbirlerini unutamayan ve dokuz sene sonra yeniden buluşan iki gencin hikâyesi beni oldukça etkilemişti. Bunun dışında Ferzan Özpetek’in “Karşı Pencere” ve “Serseri Mayınlar” filmlerinin de bende izler bıraktığını söyleyebilirim. Hisler, kime karşı, ne şartlar altında duyulursa duyulsun önemli olan bunların varlığı. Kalbini pır pır attıran, ayaklarını yerden kesen ve bunları sadece ilk birkaç ay değil sana yıllarca hissettiren o kişi, uğruna film çekmeyi, kitap yazmayı hatta aya gitmeyi hak eden kişidir. Ben de kitabımda böyle bir hikâyeyi konu aldım.

Burcu: Kitabın ismi oldukça dikkat çekici ve iştah açıcı:) Nerden çıktı çikolatalı krep ve demleme çay? Bir tür yayıncılık taktiği mi yoksa size has bir nedeni mi var?

E.Eskinazi: Bu ismi kendim koydum. İtiraf etmeliyim ki tahminimden de fazla ilgi çekti. Amacım, kitabın diliyle aynı doğrultuda yani sıcak, samimi ve sevimli bir isim seçmekti. Görenlere keyifli anlar çağrıştıracak... Evde koltuğa kurulup çaylarını yudumlarken rahatça tadına bakabilecekleri bir kitap olduğunu hissettirecek... Neden özellikle bu ismi seçtiğimse kitap okunduğunda ortaya çıkıyor.

Burcu: Bana okurken, sanki kendi hayatınızdan da kimi izler kitaba yansımış izlenimi uyandı. Gerçeklik payı olan bölümler mevcut mu ?

E. Eskinazi: Kitapta kendi hayatımdan esinlenmeler var. Sonuç olarak ben de dünyaya kendi penceremden bakıyorum. Okulda, evde, işte, yolda gördüklerimi, yaşadıklarımı hayallerimle harmanlayıp cümlelere dönüştürüyorum. Bunu da mümkün olduğunca doğal, sanki arkadaşıma anlatır gibi yapmaya özen gösteriyorum. Böylece öyküm gerçek yaşamda kolaylıkla yerini alabiliyor. Kitaptaki ana hikâyenin gerçek olup olmadığını soruyorsanız, bunu, “okuyanın inanmak isteyeceği şekilde” diyerek yanıtlayabilirim.

Burcu: Bundan sonra yazın hayatınıza dair düşünceleriniz ya da hedefleriniz neler?

E.Eskinazi: Romantik bir başlangıç yaptığım yazın hayatına farklı tarzlar deneyerek devam etmeyi planlıyorum. Daha önce de dediğim gibi çok değişik kitaplar okumayı seviyorum. Bunun için kendimi bir tek tarzla kısıtlamak istemiyorum. Fantastik ve psikolojik gerilim beni çok çeken 2 farklı tür. Bunlardan biriyle devam edebilirim.

Burcu: Genç yazarlara ya da kitap çıkarmak isteyenlere neler önerirsiniz?

E.Eskinazi: Genç yazarlara, yazmak isteyenlere önerim, mutlaka yazmaya başlasınlar. O ilk adımı atmak en zoru. Her yeni gün yeni kararlar alıyoruz. “Bugün rejime başlıyorum”, “Artık her gün spor yapacağım”, “Bundan böyle sigara içmek yok”... Ancak alınan birçok karar uygulanmak bir yana ertesi güne kalmadan unutuluyor bile. Yazmaya başlamak da bunlardan biri. Bugün oturup yazsınlar, yarın bu yazdıklarının onları nereye götüreceğini hiç bilemezler. Her şey sadece birkaç kelimenin yanyana gelmesiyle başlıyor. Hayaller, kararlar ve kelimeler birleştiğindeyse ortaya mükemmel sonuç çıkıyor: Sevdiğin bir işi tamamlama bilinci.

Burcu: Son olarak, siz kendi kitabınızı okuyucuya tanıtmak durumunda kalsanız ne söylerdiniz?

E.Eskinazi: “Çikolatalı Krep ve Demleme Çay” sıradışı, çarpıcı ve sürükleyici bir aşk hikâyesi. Bazı bölümleriyle okuyanı heyecanlandıran, bazı bölümleriyle neşelendiren, bazılarıylaysa gözlerini dolduran samimi bir hikâye. Bu soruyu bana gelen birçok yorumda ortak olan bir cümleyle bitirmek istiyorum. “Bir iki sayfa okuyup kapatacağım diye elime aldım, bitirene kadar da bir daha bırakamadım.”


Emi Eskinazi'ye bu güzel söyleşi için teşekkür ediyor ve yazın hayatında kendisine başarılar diliyorum...Umarım bizleri, yepyeni bir kitapla, bambaşka serüvenlere doğru keyifli bir yolculuğa daha çıkarır...

BURCU AŞÇI
MART 2012
ISTANBUL.

1 yorum:

Silent Service dedi ki...

Şu hakikatten acı dır....
450 sayfalık kitabın 320 sayfaya düşmesi...
şu kitabı bir edinelim bakalım...