27 Ağustos 2012 Pazartesi

Cesaret-sizsiniz !!!


Alışkanlığın kör deviniminde "düşünüp sorgulamadan" geçen günleri tüketerek, bir ömrü harcıyor insan. Ve en çok da ileri yaşlarda pişmanlık dürtüsü keşke sözcüğüyle karşımıza çıkıyor.


Mesleğiniz..Sevmeden sırf para getiriyor diye, sabahın köründe yollara söylenerek dökülüyorsanız ve aklınızın bir köşesinde hep kaçıp gitme isteği varsa...


İlişkileriniz veya evliliğiniz...Kırılmışsa,bir kısır döngü içindeyse, kardeş/arkadaş gibi bir yaşam başlamışsa, en önemlisi ise "bundan sonra kimi bulup da başlayacağım" kandırmacasına kapılarak elinizdekini seviyor-muş gibi egonuz sizi hapsediyorsa (çünkü ego, yenilikten hoşlanmaz ürkütücü gelir)...


Arkadaşlarınız...Aslında çoğu vakit sırf onlar ısrar ediyor diye çıkıyorsanız, kimileriyle pek ortak noktanız olmasa da iki dedikodu birkaç alışveriş için görüşüyorsanız, hatta en mahreminizi bile anlatacak kadar yakın hissetmiyorsanız...


Gelecek...Sizi çok ilgilendirmiyorsa ve öyle ciddi planlarınız yoksa/ ya da bunun tam zıddı olan duygu yani gelecek kelimesinden endişe duyma sizde ağır basıyorsa...


Yaşama aktif katılım...Burada gezip tozmaktan bahsetmiyorum, "üretmiyorsanız", sadece yaşamı bir tüketici olarak karşılıyorsanız, kendi potansiyelinizin farkında değilseniz ya da bilip de kullanmıyorsanız, kısacası "kendinizi heba ediyorsanız"...


Cesaretsizsiniz...
Sizin yaşadığınız, yalnızca egonuzun kandırmacasından ibaret, atalardan kalma, aileye dayalı, topluma prangayla bağımlı fakat Yaratan'dan ve yaşamdan kopuk bir ömür...Ve bu ileri vadede bireyi uyuşturmakla kalmaz, "ruhunu" kemirip koca bir yaşamı "bitki seviyesinde" sonlandırır.


Ama bir şey daha var!


Cesaret-sizsiniz! Zincirlerinizi kırmak ve adımlar atmak sizin elinizde. Bunu sağlayacak olan cesaret sizin içinide yer alıyor... Bilinmeyen sizi asla korkutmasın...


Mevlana'nın dediği gibi:


"Nereden biliyorsun, belki de yaşamının altı üstünden daha iyidir."


Seçim sizin...
Ve cesaret de sizin...


Ya bir gün hayal kırıklığı yaşamayı göze alarak, uyuşturduğunuz ve kaçtığınız ne varsa onların tuzağına düşerek yaşarsınız...


Ya da Tanrı'nın verdiği eşsiz zekayı sorgulamaya, kendinizi dinlemeye ayırıp, ruhunuzdaki cesaretle yeni fakat esas benliğinizin ihtiyaç duyduğu yaşama koşarsınız...


BURCU AŞÇI
ISTANBUL.

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Biten Evcilikler...

Etrafımda son dönem çok fazla rastladığım bir olguyu sizlerle paylaşmak istedim, başlık olarak da anca bunu bulabildim.

Aseksüel evlilikler var...Kadınları biraz deştiğinde iki lafın arasında ortaya çıkıveriyor. Cinsellik yok..."E canım biraz azalır doğaldır" diyorsun. "Yok, senelerdir yok" diyorlar.

Hönkkkk...

Nasıl yani?

Bunu söyleyen insanların yaş ortalaması daha da vahim: 30lu yaşlar...

E yani öpüşme, ön sevişme tensel dokunma filan?

Yok, aynı yataklardayız ama hiç bir şey yok.

Sonra da Türk kadınına has bir boşvermişlikle: "Amaaan hep böyle olmuyor mu zaten?"

Hayır arkadaşlar, hep böyle olmuyor ve olmaması da gerekir. Yani ortada hastalık yok bir şey yok. İki sağlıklı, genç birey. Ve uzmanlara göre bir evliliğin sağlıklı yürümesi için yüzde ellisi cinselliktir. Bunu çekip çıkardığınızda çoook büyk bir boşluk kalıverir.

Ayrıca şunu merak ediyorum: Hadi kadınlar hem toplum baskısı hem annelik duygusu filan cinselliği geri plana atabiliyor belki (ki uzmanlara göre bu da sağlıklı bir davranış değil, bastırılmış her duygu bir yerden patlak veriyor)

Peki daha orta yaşın başındaki bir erkek senelerce cinselliğini yaşamadan durabilir mi?

Benim kanımca hayır. O adam bir şekilde dışarıda ya bir ilişki yaşıyordur ya da arada bir tek gecelik ilişkilere takılıyordur.

Peki kadın bunu hiç mi anlamak istemez?

Cevap basit: Görmek ve bilmek istemez.

Yani şimdi bir düşünün. Yemek yiyorsunuz, film izliyorsunuz, gezmeye ve tatile gidiyorsunuz. Ama dokunma ve cinsellik yok.

Büütn bunları bir arkadaşınız ya da kardeşinizle de yapabilirisniz. Aradaki en önemli fark, sizin duygusallıkla harmanlanan tensel ilişkinizdir.

Bu noktayı uzun süre kaybedenler, aslında problemli bir evliliğin içinde sadece yılları öldüren kişiler.

Bunu ben değil, uzmanlar söylüyor. Bu tip aseksüel evliliklerin arka planında mutlaka ciddi sorunlar yatıyormuş. Ve o sorunların üzeri örtüldüğünde aslında insanlar bastırdıkları duygularla ile bir nevi sadece aynada kendilerine ve trübünlere oynuyorlamış.

Aldatılma vakaları, duyguların bitimi, genç yaştaki evlilikler, çocuklar, zıt karakterler filan derken epey çeşit sorun var ortada...

Malesef Türkiye'de pek çok evlilik, aile/toplum ne der klişesi, kadının özgüvensizliği, ya da kadının ekonomik özgürlüğünn olmayışı ve egoların inadı uğruna devam ediyor. Bir de Türk kadınına öğretilen ve asırlardır süregelen şu yanlış inanış: " Erkektir, yapar, yüzüğüne sahip çık".

Ne oynuyoruz pardon? Yüzüklerin Kardeşliği Adına serisi filan mı?

Kendi yakın çevremde bile böyle evliliklere şahit olunca, dayanamadım yazayım dedim.

Sizler de fikir beyan etmede özgürsünüz. Hem erkeklerden de fikir alalım, sağlıklı bir davranış mı bu ya da neden böyle oluyor.

Yakın bir zamanda psikologlar ile Mor Köşe'de bu konuyu irdeleyeceğiz, bunun da haberini vereyim.

Ayşe Arman'a h-hatırlarsanız- birkaç sene önce bu konuda okyucu mektubu gelmişti: "Bakımlıyım, kültürlüyüm, filanım falanım ama sekiz senedir cinsel ilişkimiz yok."

Ve Ayşe Arman da dahil pek çok kişi- ki biri de bendim- şok olmuştu.

Meğersem, şok olacak bir şey yokmuş.

Okeye dönen evcilikler etrafımızda fazlasıyla mevcut...

BURCU AŞÇI
AĞUSTOS 2012
ISTANBUL.