10 Aralık 2012 Pazartesi

Kelam Damlası: Mısır'a Sığınmak



Kutsal kitaplarda çokça geçen Mısır'ın Kabala ilminde bizim sürgün yerimiz olduğunu yani bir anlamda egomuzun temsili olduğunu önceden belirtmiştim.
Olanca ihtişamı ile bizi kendisine çeken, hatta tarihte pek çok kez baş rolü oynayan Mısır, bizim, kimi vakitler özlem duyduğumuz eski halimiz, gizemli sürgün meskenimizdir. Hz. Yusuf Mısır'da köleydi. İsrailoğulları, Mısır'da sürgünde geçirdi senelerini. Firavuna, yani kendi benliğimizin putlarına köle olduğumuz zaman ve mekan üstü bir tanımdır Mısır...

Bu kadar negatif betimlemeden sonra, şimdi söyleyeceğim şey sizi şaşırtmasın. Hepimiz, Mısır'a ihtiyaç duyarız. Çünkü Mısır deneyimi olmadan kurtuluşun değerini bilemez insan. Tıpkı kasvetli ve karanlık geçen kış günlerinden sonra bahar güneşinin aydınlığı ve sıcaklığını daha derinden takdir edişimiz gibi...Ya da ayrı kalındığında bir sevgilinin yaşamınızdaki anlamını kavramış olmanız gibi, bizlerin de her deneyimimiz sürgünle beraber pekişir.

Hayatta edindiğimiz her olayın arka planında bir Mısır sürgünü vardır. Örneğin, dik başlı ve her şeyi sizin bildiğinizi zanneden bir karakteriniz var diyelim. Önemli bir iş kararı alacaksınız ve hatırı sayılır bir yatırım yapmayı düşünüyorsunuz. Ancak, etrafınızda konuyla alakalı ve belki de uzman olan kişiler, size, bunun aşırı riskli olduğunu, dahası zarara uğrayacağınızı söylüyorlar. Siz ise realiteyi görmezden gelip kendi dik başlılığınız ve ani çıkışınızla işe giriyor ve sonuçta da ciddi bir zarara uğruyorsunuz. Kart borçlarınız kabarıyor ve elinizdekilerin çoğunu yitirmişsiniz. Sürgün'e hoşgeldiniz.
Ancak, unutmayın ki, insanlar akıllarını en çok sürgün zamanında çalıştırır ve bir çıkış bulmak adına tüm potansiyellerini kullanmaya başlarlar.İş ki sürgünden gerekli edinimi çıkarabilmiş olalım.


Peki, gönüllü sürgünlük de neyin nesidir? Öyle anlar olur ki, Mısır bize Aden Bahçesi gibi güzel ve rahatlatıcı görünür.

Her birimizin yaşamında, pek çok seviyede, kıtlık anını deneyimlediğimiz anlar vardır. Hani, şu her şeyin üzerimize geldiği, şanssızlığın peşimizi bırakmadığı ve Tanrı'nın bile bizi terk ettiğini düşündüğümüz anlar. Ne kadar tanıdık geliyor değil mi?

Şuna da dikkat ettiniz mi; bu gibi söylemlerini kendilerini "esir" aldığı insanlar "boşvermişlik" edasıyla yaşamlarımda sürekli aynı yerde "dururlar". Yani, bile bile "sürgün"de zaman öldürmeye devam ederler.Çünkü, sıkıştığımız ve bocaladığımız anlarda birinci doğamız olan "ego" bizlere daha cazip gelir. Ne de olsa, egomuz bize aşinadır, bilindik surlarda gezinmek kolayımıza gelir, hem kazık atsa da, bizi incitse de, orası bizim yegane sığınağımız, her bir düzlüğünü ezbere bildiğimiz vatanımızdır.

İşte, bu gibi depresif duyguların bizleri sürüklediği kaos ortamında, çoğumuz "gönüllü sürgünler" olarak Mısır'da kalmaya devam ederiz. Elbette ki, bu bizleri hiç bir şekilde ileriye götürmez. Çevrenizde sürekli hayatından sızlanan fakat senelerdir aynı noktada duran insanları şimdi daha iyi anlayabilirsiniz.

Sürgün'ün son bulması için tıpkı Musa'nın yapıtığı gibi, İsrailoğulları yani benliğinizde Yaratan'a ait ne kadar olumlu özellik varsa, onları da yanınıza alıp, kendi iyiliğiniz için bulunduğunuz ortamı terk etmektir. Kısacası, aksiyona geçmek gerekir.

İçine düştüğünüz karanlık anlarda, elbette ki, "geçiçi bir süreliğine" Mısır'a sığınabilirsiniz. Ama, esas olan bu tarz durumlarda, özgecil beninizi edinimlerinize ortak edip bulunduğunuz ortamı ıslah etmektir.

Bize bahşedilen bu ömrün her bir ruhsal basamağında, Mısır ve Mısır'dan Çıkış kavramları edinimlerimize eşlik etmektedir.Unutmamamız gereken esas ise, her birimizin içinin derinliklerinde Yaratan'ın benliğini saklıyor bulundurduğumuzdur.Tüm bu mana yolculuğunda,her bir sürgün ardından mutlaka kurtuluşu da getirir.

Burcu Aşçı