20 Ekim 2013 Pazar

Ayvalık

 



Geçen sene gittiğim Ayvalık fotoğraflarına bakarken, bu konuda hiç bloga resim yüklemediğimi ve yazı yazmadığımı fark ettim.

Ayvalık, tam da hayalimde resmettiğim ve ömrümün geri kalanında yaşamak için heveslendiğim sahil kasabası kıvamında bir yer. Her ne kadar Altınoluk, Akçay ve Cunda bu konuda tercihlerim olsa da Ayvalık ve Sarımsaklı'da diğerlerinden aşağı kalmıyor.

Kökleri Bizans dönemine dek uzanan tarihi kilise kalıntısının bugün yalnız bırakılmayıp restorasyonuna başlanması beni sevindirdi. Zira, yine çok eski dönemlerden kalma bir kilise camiye dönüştürülmüş. Açıkçası, bu benim sevgi ve hoşgörü anlayışıma çok ters bir durum. Dahası, dışarıdan bakıldığında tüm mimarisi ile bir kilise olduğu avaz avaz bağırıyorken neden illa orada cami adı altında halka açık ki...

Sonra, yerel pazarını gezmiştim Ayvalık'ın. Eski Rum evleri sıralanıyordu olanca cazibesiyle...Daracık sokaklarda kurulan tezgahlarda hem köyden gelen taze meyve ve sebzeler hem de rengarenk giysiler, yelpazaler ve aklınıza gelebilecek her türlü tekstil ürünü yer almaktaydı. Ama ben en çok, pazarın ortasında eski birkaç ağacın süslediği gölgeliği ile el yapımı limonata ve şerbet yapan kıraathaneyi beğendim. Adının kıraathane olarak geçtiğine bakmayın siz, dışarıya koyduğu ahşap masalarda herkes oturup soluklanmakta, şerbet veya çayını yudumlamakta.

Sarımsaklı, buz gibi ve berrak denizi ile yazın sıcağında muhteşem bir dinlenme yeri. İster halk isterse özel plajlarında güneşlenirken hemen kyı şeridindeki cafeden biranızı veya çay/kahvenizi de söyleyebilir ve ardından da buz gibi suda serinleyebilirsiniz.

Tekne turu, her gittiğim yerde listemin başında yer alan şeylerden biridir, zira bulunduğumuz sahil haricinde pek çok koylar mevcut. Gerçi Ayvalık'ta topu topu üç- dört koy dolanıyorsunuz...Ortunç ve Kleopatra Koyları hakikaten görülesi yerler.

Gece yaşamı olarak pek fazla bir alternatife sahip değil. Esasen, Ayvalık'a ya ailece tatile çıkanlar ya da başbaşa sevgililer geldiğinden çılgınlar gibi eğlenmekten ziyade kafanızı dinleyebileceğiniz bir ttail beldesi. Sahil boyunca sıralanan cafe veya barlarda içkinizi yudumlayabilir veya canlı müzik yapan mekanlarda hem içip hem şarkı dinleyebilirsiniz.

Fakat, Cunda'ya gitmenizi mutlaka tavsiye ederim. İsterseniz eski yazılarımdan Zeytin Adası Cunda'yı şu linkten okuyabilirsiniz:
http://burcu-asci.blogspot.com/2012/10/an-olive-island-cunda-zeytin-adas-cunda.html

Bundan sonrasını fotoğraf albümüne ayırıyorum... Doğadan ve huzurlu bir dinlenceden hoşlananlar için Ayvalık bir seçenek olarak akıllarda tutulabilir.

BURCU AŞÇI
EKİM 2013
ISTANBUL.






























Bayım...





Sergüzeşt zihninizden parmak ucunda geçerken hayalim
Çıldırtıyor sizi bu suskun ahval
Öyle ki ani bir hınçla yaldızlı tenlere gidesiniz geliyor
banknot budalası bir şehvetin yarım gülümseyişine
fakat itiraf edin kendinize
yetmeyecek başka hiç bir kol, bacak ve göz
inemeyecek boğazınızda düğümlenen o alkalit mahzene
Ah bayım, aşk tutmuş sizin ellerinizden
elleriniz idrak etmese de...

Burcu Aşçı
Manifesto/ Bölüm II 
Istanbul 

1 Ekim 2013 Salı

Büyükada





Büyükada, daha vapur iskeleye yanaşmadan bile sizi etkisi altına alabilecek açıklanamaz bir güzelliğe sahip. Diğer adalarla kıyaslandığında modernite ile geçmişin doğayı da içine katarak harika bir sentezini görebilirsiniz. Örneğin, ne Kınalıada gibi fazlaca şehirleşmiş bir yapıya sahiptir ne de Sedef Adası kadar sakin ve sade bir örtüsü vardır. Tarihi dokusunu, sizin gözünüze fazla sokmadan ancak her nefeste hissettirebilecek bir büyüsü vardır adanın.
Merkezde bulunan çarşısı sizi renkli ve yerel bir dünyaya adım attırıyor. Sahil boyunca uzanan çay bahçelerinde mis gibi demli çayınız veya kahvenizi denize karşı yudumlarken, hemen iskelenin yanından dilerseniz bisiklette kiralayabiliyorsunuz. Dizi dizi bisikletlerin renk harmonisi çocukluğumuzdan kalma ılık bir esinti gibi.
Çarşının içine Saat Kulesi’ne doğru ilerlerken dondurmacıların önünün epey kalabalık oluşu dikkatinizi çekebilir. Çünkü, adaya has renkli şekerlemelerle süslü büyük külahlar tezgahları süslemektedir. 1923 yılında Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte adaya yerleştirilen Saat Kulesi ise adeta adanın simgesi halinde. Kule dediğime bakmayın, aslında çok uzun bir yapı değil, fakat önünde her daim fotoğraf çektiren insanları görmek mümkün.

İskeleden başlayarak adanın içlerine dek büyük, küçük ve özellikle de butik otellere rastlıyorsunuz. Ahşap evlerden oluşturulup tarihi dokunun bozulmadan muhafaza edildiği butik otellerin bazılarını sayarsak: Hotel Saydam Planet, Büyük Ada Otel ve The Prince Otel.
Adanın en dikkat çeken yönlerinden biri ise begonviller. Hemen hemen her sokakta, evlerin önünde sizi karşılayan ve huzur veren bu çiçekler, adanın renkli simalarından biri.

Her Nisan ve Eylül aylarında insanların toplu bir şekilde makaralar sararak veya yoldaki ağaçlara dileklerini asarak tırmandıkları Aya Yorgi Tepesi, belki de Büyükada denilince herkesin aklına gelen ilk isim. Bu tepeye tırmanabilmeniz için isterseniz faytona da binebilirsiniz ancak Kırlık Gazinosu adı verilen yere kadar sizi götürebilirler. Ondan sonraki yaklaşık on beş yirmi dakikayı yürümeniz gerekmektedir. Burası,
Meryem Ana’dan sonra Hristiyanların ikinci Hac Yolu’dur. Kimbilir belki de bu yüzden tepeye çıkarken sessiz sedasızdır insanlar. Şahsen ben adanın başlangıcından itibaren fotoğraf çekmek adına tüm yolu yürüdüm  ve sessizliğin içinde doğanın sesine kulak vererek, hakikaten de yorulduğuma değecek bir yürüyüş yapmış oldum.

Aya Yorgi tepesine çıkarken yolun sol kenarında dünyanın en büyük ve çok katlı ahşap yapısı olarak literatüre geçen Rum Yetimhanesi sizi selamlar. Maalesef, Rum nüfusun da azalması ve 1960’da yetimhanenin Heybeliada’ya nekledilmesi sonucu ,terk edilmişliğinde garip bir hüznü vardır bu devasa binanın.  Fener Rum Patrikhanesi’nin sahiplendiği yetimhanenin ileriki yıllarda bambaşka bir proje ile hayata yeniden göz kırpması bekleniliyor.
Ve en nihayetinde tepeye vardığınızda Saint George adına yapılan Aya Yorgi kilisesi eşsiz manzarası ile sizleri beklemektedir. Ylın her günü saat 16:00’a kadar kapılarını açık tutan kilise, Ortadoks başpiskoposluğun Türkiye’de kabul ettiği kilise olma özelliğini taşır. Buraya gelenler ise yarı hacı ilan edilirler. Yılda iki kere toplu bir şekilde dilek tutmak için yapılan yürüyüşte ise, unutmamanız gereken nokta; dileğiniz gerçekleştikten sonra kiliseye tekrar gelip yağ veya aldığınız objeyi geri bırakmanızdır.



Kilisenin hemen yanında ise, karşısına Sedef Adası’nı alan ve doğanın tarifsiz harmonisine dalarak oturabileceğiniz ahşap masaların hakim olduğu Yücetepe Kır Gazinosu yer alıyor. İsterseniz kış mevsiminde de gelip kapalı mekanında kahve veya sıcak şarap içebileceğiniz Gazino’nun adına aldanmayın. Zira cafe/ restaurant bileşimi muhteşem bir yer. 1978 yılında kurulan mekanda, yeşil ve mavinin tüm tonlarını seyre dalarak ruhunuza şehirden uzakta bir arınma molası verebilirsiniz. Üstelik aklınızda bulunsun, fiyatları adadaki pek çok yere göre daha uygun.
Dönüş yoluna geçerken yolun kenarından karşınıza eşek veya at çıkarsa hiç şaşırmayın. Zira, tepeden inerken eşeklerin bağlandığı ve atların da serbestçe dolaşabildikleri kırsal alanlar var.
Gecenin ışıklarında ada bir başka güzel oluyor. İskeleden ayrılan vapurla adaya son kez baktığınızda koyu bir karaltıda paralayan yıldızlar gibi sizi uğurluyor adanın tarih kokan evleri…
Ve siz şehrin kaosuna geri dönerken, asırların mevsimlerinden geçen Aya Yorgi, sessizce zamana meydan okumaya devam ediyor. Bizans, Rum ve Cumhuriyet tarihinin her bir kalıntısı ise bir gün, bir başka vapurla tekrar yanaşacağınız günü bekliyor.
BURCU AŞÇI

22 Eylül 2013 Pazar

Mor Köşe: Kafamda Deli Sorular







Sıcak bir yaz günü, gündelik koşturmalarımdan birini yaşarken telefonuma bir mesaj gelir. Aylardır üzerinde çalıştığı kitabın bittiğini ve yayınevlerinde bulabileceğimizi bildiren Olgu Ilgın imzalı mesaj, beni doğruca yayınevine yönlendirir. “ Maalesef dün bitti elimizde kalmadı” cümlesi ile yaklaşık üç kez daha karşılaşacağımı bilemezdim elbette. Açıkçası şaşırmıştım çünkü ilk kez yazarlığa soyunan birinin kitabının bu kadar kısa sürede başarı yakalayacağını- takdir edersiniz ki- düşünmemiştim.

                                

Ve nihayet, hafta içi bir öğlen vakti, kahvemi yudumlarken kitabın kapağına dokunuyordum. “Kafamda Deli Sorular” ile başlayan okuma seansım kaç saat sürdü bilemiyorum, çünkü her bir teşhisin ve açıklamanın öyle bir etkisi oluyor ki üzerinizde, oturup birkaç dakika düşünmek istiyorsunuz. Olgu Ilgın, şu ana dek kişisel gelişim kitaplarında kalıplanmış olarak bize sunulan tüm cümleleri “alt üst” ediyor. Ve bunu yaparken, öyle içten yalın bir dil kullanıyor ki sizi yormuyor. Zaten kitabın en hoş kısmı, kendisinin de hocası olan astrolog Sevilay Eriçdem ile “sohbet” kıvamında yazmaları. Sanırsınız ki, bu iki bayan mutfak masanıza çay içmeye konuk olmuş da sizinle konuşuyor. Tarottan astrolojiye, kaderden reikiye kadar çok geniş bir yelpazede “Kafanızdaki Tüm Deli Sorulara” samimi ve bilgi yüklü cevaplar dolu kitap hem bir solukta okunabilir hem de tekrar tekrar sayfalarına göz atılmak üzere başucunuzdaki yerini alabilir.



Yaklaşık bir sene önceki ilk röportajımızın ardından, kitabı okur okumaz Olgu’yu arıyorum. “ Hadi gel şu kitabı ve süreci anlatalım okurlara” diye sorduğumda birer kahve içmek üzere buluşuyoruz. Ve işte “benim kafamdaki deli sorular” ile dolu söyleşimiz başlıyor.





Burcu: Aslında kafamda bir sürü deli soru ve altı çizilmiş cümleler var ama dilersen önce okuyucya seni biraz tanıtalım. Kimdir bu Olgu Ilgın?



O. Ilgın: Ben 1968 yılında İstanbul’da doğdum.Çocuk denecek yaşta evlendim ve yine çocuk denecek yaşta bir kız çocuğu sahibi olarak boşandım. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Meslek hayatıma doğal olarak eğitimimle paralel seviyede başladım. Çalıştığım firmalarda hep insan ilişkileri ön planda oldu.İnsan kaynakları departmanlarının satış pazarlama ve özellikle eğitim birimlerinde görev aldım.Halkla ilişkiler hep vardı anlayacağınız. Kendimi bildim bileli insanlara bir vizyon oluşturmayı hep tercih ettiğimden sanırım özellikle eğitim verirken ayrı bir keyif aldım. Kendimi bildim bileli spirütüel alanlara hep ilgi duydum.



Burcu: Pek çok kişisel gelişim başlığı altında yayınlanan kitap varken sizin kitap yazma süreciniz nasıl başladı ? Kitabınızı diğer kişisel gelişim  kitaplardan ayıran nedir ? Ve kitabın bu kadar çok satmasını neye bağlıyorsunuz ?



O. Ilgın: Bu soruya şöyle yanıt vereyim. Pop müzik dalında bir çok sanatçı var. Hepsi sözleri ayrı olmakla beraber türleri aynı olan bir çok şarkı söylüyorlar. Ama bazı şarkılar dillere pelesenk olurken, bazılarını dinlemiyoruz bile. Evet türü aynı olan içeriği ve yazım dili farklı olan bir sürü kitap var. Burada önemli olan okuyucuya o ruhu geçirebilmek. Okuyucu ile temas edebilmek. O yüzden başlangıç noktasında hiç tereddüt etmedim.  Gelelim yazma sürecimize... Biz Sevilay ( kitabın diğer yazarı ) ile  kader, fal, astroloji, varoluş amacımız ile ilgili çok sohbet eder, bilgilerimizi hep birbirimize aktarırız. Bu sohbeti o kadar keyifli yaparız ki ; hiç tanımadığımız insanlar cafelerde konuşurken bizim masamıza oturur ve sohbete eşlik ederler. Düşünsenize yan masadaki iki çift, arka masadaki üniversite öğrencileri hararetli sohbetimizi duyarak masamıza iskemle çekerek oturuyorlar :) İki kişinin yaptığı bu konuşmalar giderek bir panele dönüşüyor :)))  İşte günlerden bir gün yine hiç tanımadığımız birisinin niye bunları bir kitapta toplamıyorsunuz sorusu bizlerde bir farkındalık oluşturdu. Kendimi bildim bileli bir gün kitap yazacaktım. Bunu biliyordum. Doğru zamanın geldiğine inandım. Kitabın türü belliydi. İçeriği ise tanımadığımız insanları büyüleyen şekilde olmalıydı. Yani bir sohbet havasında.  Öncelikle diğer kitaplardan ayrılmasında ve çok satmasındaki en büyük etken bu.Milletçe kitap okumuyor hatta bundan hoşlanmıyoruz. Biz insanlara uzun uzun  cümleler kurmak yerine, minik keyifli bir cep kitabı sunmayı tercih ettik. Ayrıca merak edilen bir çok konunun aynı kitapta toplanması da bu kitabın çok satmasının diğer sebepleri diye düşünüyorum.



Burcu: Kitabın en önemli ve kanımca vurucu bölümlerinden biri astrolojiyi konu alan sohbet bölümünüz . Öncelikle, sizin astroloji serüveninizi öğrenmek hoş olur. Nasıl karar verdiniz ve bu konudaki eğitiminizden kısaca bahseder misiniz? Zira astroloji bir takım cafelerde falın yanında sunulan lokum misali değil ,ciddi bir eğitim süreci gerektiren disiplinli bir süreç .



O.Ilgın: Çocuk denecek yaştan itibaren gökyüzü ilgimi çekiyordu. Hep okur araştırır  gökyüzünün gizemini keşfetmeye çalışırdım. Çünkü yıldızlar gökyüzüne süs diye konulmuş olamazdı. Yıllarca okudum. Ve eğitimin her daim gerekliliğini savunan biri olarak Astroloji eğitimi almaya başladım. Astroloji öğrenmek öyle kolay bir şey değil. Hakikaten ciddi zor ve çok okumayı gerektiren bir süreç. Önce uzun yıllar Genel Astroloji'yi öğrenecek, sonra uzmanlaşacağınız branşınızı seçeceksiniz. Ben kendimce ikinci üniversiteyi bitirdiğimi düşünüyorum. Astroloji engin bir deniz ve öğreneceklerinizin ucu bucağı yok. Cafelerde yer alan Astroloji adı altında insanlara bir takım saçma sapan bilgiler aktaran yerlerden uzak durulmasını gerektiğine inanıyorum. Çünkü hiç bir Astrolog yıllarını vererek öğrendiği bu bilgileri cafelerde üç beş kuruşa satmaz.



Burcu: Astroloji bilim midir ?



O.Ilgın: Bunu şöyle açıklayayım. Astroloji; astronomi ve kozmoloji gibi bilimlerden yararlanarak bilimsel teknikler kullanır. Ancak bilimsel yöntemleri ve teknikleri kullanarak, derin açıklamalar da bulunduğu için olsa olsa bir İLİM olur. Başka bir deyişle, Astroloji bilimsel veri tabanına dayalı bir tahmin ve yorum sanatıdır.



Burcu: Astrolog için tebliği almaktan ziyade telkincidir tabirini kullanıyorsunuz kitapta. Bunu biraz daha açar mısınız ?



O.Ilgın: Aslında o tabiri bir Astrolog için değil, süreçteki metod için kullandım. Yani "astroloji bir bilim değil, bilimsel verilere dayalı bir sanat metodudur" cümlesindeki süreçte hem danışanın ( astroloji uzmanlığı almak isteyen kişi ) körü körüne bilgiyi almasını değil, bu bilgiyi alırken de anlayarak ikna olmasını, hem de bir astroloğun aynı şekilde budur şeklinde ki bir dikteden uzak, açıklayarak anlatmasını kastettim.



Burcu: Diğer çarpıcı bir nokta ise astrolojinin de yüzde yüz kesinlik vermeyeceğini söylemeniz . Girdilerin tüm verilerin doğruluğu mühimdir diyorsunuz .  Peki bir astroloji haritası ne kadar kesinlik içerebilir?



O.Ilgın: Hiç bir şeyi bir kesinliğe bağlayamazsınız. Bir insanın yaşamı üzerinde; insanın kendisi dahil hiç bir bilgi, his, tahmin ya da sistem kesinlik içeremez. Böylesi bir durum varoluş amacına ve yaradılış sırrına ters olur. Ancak Astroloji, kişinin tüm bilgilerinin doğru olduğunu var sayarsak, kaderi okumanın en güvenilir yoludur. Bir yol haritasıdır. Dönemeçlerde sizi uyaran bir levhadır. Astroloji kadersel sürecinizi %99 doğrularken, % 1 mutlak iradenin gücü olduğunu unutmamak gerekir.



Burcu: Kitabınızın en can alıcı noktası ise kaderin değişilmez olduğu ve astrolojinin de bunun ispatı olduğu . Peki, senelerdir kişisel gelişim kitaplarındaki imgeleme ve yaratıcı gücümüz , telkinler ve istediğimizi elde etmek ne oluyor ? Aslında bir şey yarattığımız yok da belirlenen bir rolü mü oynuyoruz ?


 O.Ilgın: Burcu, hepimiz ama hepimiz kaderimizi yaşıyoruz ve evet bizler için belirlenen rolü oynuyoruz :) Şöyle düşünelim: Doğduğumuz yeri, ailemizi, zengin yada fakir oluşumuzu, fiziksel görünüşümüzü biz seçmedik.  Kendinize bir sorun, çoğumuz halimizden memnun değilizdir. Pek çok şeyin başka türlü olmasını isterdik ama olmadı. Hayatta istemediğimiz, üzücü bir sürü şey olur ve önlemeye yada değiştirmeye gücümüz olmaz. Şimdi bazılarınız burada şöyle diyebilir : " Ben düşündüm, inandım, istedim ve oldu" Bir kaç şeyin istediğiniz gibi olması, sizin her dilediğinizi yapabileceğinizin kanıtı değildir. O ZATEN ÖYLE OLACAKTIR VE OLMUŞTUR. Düşündüğünüz hayatı yaşamazsınız, hayatınıza göre düşünürsünüz. Hiç kimse hayatımı ben yaratırım diyemez. Ya da der ama böylesi bir düşünce kendini kandırmaktan öteye gitmez. Ancak hayatınızdaki duruşunuzu, olayları atlatma sürecinizi, hisleri ve tepkilerinizi aklınızla seçebilirsiniz.



Burcu: - Tarot bilinç altı okuma sanatı diyorsunuz . Yani fal benim o anki ruh Halim'e göre değişiyor mu ? Peki gerçekten isabetli çıkan fallar nedir ?



O. Ilgın: Ruh, yada bilinç ne yaşayacağını bilir ama hatırlamaz. Bu herkes için böyledir. Dolayısı ile isabetli fal diye bir şey yoktur. Yani senin bildiğini ama unuttuğunu yada hatırlamadığını sezgisi çok yüksek olan birinin ki toplumda bu kişilere FAL'cı denir, tahmin etmesi söz konusudur. Zaten hiç bir fal seansı bilinçaltı okumadan yapılamaz, yapılmamalıdır. GAYB-I yalnız ve yalnız ALLAH bilir. İyi bir Fal'cı kişinin bilinçaltı ile temas ederek bilincin unuttuğunu görür ve ona söyler. Yani o kişi o olayı zaten yaşayacaktır. Olay kişinin bilinçaltında kayıtlıdır. Şimdi burada çok önemli bir nokta var. Bilinçaltında hem  yaşayacaklarımız hem de korkularımız kayıtlıdır. Fal'cı kimliği taşıyan kişilerin bu iki durumu birbirinden ayırması gerekir. Bunun için de bilinçaltı kayıtlarını ayırarak okuyabilmesi çok önemlidir.



Burcu: Ve yine dikkat çekici bir noktada fal konusundaki yorumunuz: Fal, terapi olarak kullanılmadıkça yıkıcı bir formattadır! Bu konuyu biraz detaylı açıklarsanız sevinirim zira tüm yaşamını fala göre yönlendirip parasını da pek çok sözde falcıya kaptıran büyük bir bayan kitlesi var .



O. Ilgın: Evet yaşamını kartlara yada fallara göre yönlendiren insanlar için maalesef yıkıcıdır. Çünkü ona söyleneni o kadar gerçek sanır ki, tam tersi bir durumla karşılaştığında ki, karşılaşabilir, dünyası başına yıkılır kişinin. Şimdi burada neden herkese fal baktırılmaması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Bilinçaltı okuyamayan birisi olabilir fal baktırdığınız kişi. Size bir sürü şey söyleyebilir. Ve siz kendinizi fala o kadar kaptırırsanız sonuç yıkım ve hüsran olabilir. İnsanların çaresizliğini kullanan onları sömüren bir kesim de yok değil. Fal baktırabilirsiniz, ama lütfen o kişinin alt yapısına eğitimine özellikle spirütüellik bilgisine bakın, araştırın. Ucuz diye mahalle arasında psikolojinizi bozma potansiyeline sahip kişilerden uzak durun. Fal'ın ne olup ne olmadığını anlayın. Ve hep dediğim bir şeyi yinelemek istiyorum. Bir sürü farklı kişilere fal baktırmak enerji karışıklığına sebep olacağından, bu sizin ruhsal dengenizi bozacaktır ki; böylesi bir durumu hiç tavsiye etmiyorum. O yüzden fal seanslarını enerjisine güvendiğiniz birisi ile yapmanızı öneriyorum.



Burcu: - Bir önceki fal sorumla da bağdaşacak diye kitaptaki önemli bir tespitinizi sona bıraktım. Mutsuzluk çağımızın hastalığı diyorsunuz .Oysa kime denk gelsek mutluyum portresi içinde . Tüm bunlar mutsuzluğu bastırmak için mi ? Yani alışverişler, fallar, gülümseyen fotoğraflar her şey aslında içimizdeki mutsuzluğu kamufle eden birer maske mi?



O.Ilgın: Ben hiç mutlu insan göremiyorum. Mutluymuş gibi yapan ya da mutluluğu arayan bir kesim var. Ama onlar için mutlu diyemem.  Mutluluğu herkes birine ya da bir sonuca bağlamış durumda. Daha çok kazanırsam, onunla evlenirsem, beni severse, ondan ayrılırsam, terfi alırsam, borcum biterse, ev alırsam, tatile gidersem, okulum biterse... mutluyum. Bu o kadar uzar ki inan. İşte bu cümlelerin sürekli hiç durmadan kurulduğu bir çevredeyken hangi mutluluktan söz edeceğiz ? Ne zaman mutluluğun bir zihin durumu olduğunu anlayacağız, ne zaman büyük sıkıntılarımız varken bile içimizde mutluluk kavramını hissetmeyi bileceğiz; işte o zaman herkes mutludur diyebiliriz. Mutluluğunuz birilerine, olaylara bağlıysa mutlu olamazsınız. Ancak mutluluk portresi çizebilirsiniz, gerçekten mutlu değilsinizdir. Gerçekten mutlu olmak kişinin kendisi ile yapacağı derin ruhsal temas ile mümkündür.  Şimdi soruyorum size, konu komşuya aldırmadan, çevresi ile ilgilenmeden sadece kendi mutluluğunun peşinden giden kaç kişi tanıyorsunuz ? Ya da şansız bir dönemden geçerken yine de mutlu olmayı başaran kaç kişi var çevrenizde ? O kadar az ki... İşte bu yüzden geride kalan herkes sadece kendini ve çevresini kandırıyor çoookkk mutluyum diye. Herkesin suratı asık, en ufacık bir durumda hemen saldırı ve savunma mekanizmalarımızı harekete geçiriyoruz, kimsenin kimseye tahammülü yok. Peki neden ? Çünkü çok mutsuzus. Çoğumuz istediği yerde yada kişiyle değiliz. Üzerimizde çok fazla yük var. Hayatın kişilerin, ailemizin, çevremizin getirdiği bir takım sorumluluklar, yaptırımlar işte bizi bu hale getirdi. Her an patlamaya hazır bir bomba gibiyiz.  Öfke, stres, gerginlik, zorunluluk gibi duygu istasyonlarına mutluluk uğramaz. Mutluluk sükûnetin hoşgörünün ve huzurun olduğu yerdedir. Endişe ve tasayı bilmez. Dolayısı ile bu ülkede sence kaç kişi endişeden uzak,  huzurlu olduğu konuma sahip çıkarak ve kimseye aldırış etmeden yaşıyor ? Bu sorunun cevabı etrafımızdaki insanların mutlu ya da mutsuz olduklarının da cevabıdır. Sence mutlu muyuz Burcu ? Sadece -mış gibi yapıyoruz...



Burcu: Son olarak , ileride başka kitap projeleriniz de olacak mı ?



O.Ilgın: Evet ikinci, üçüncü bilmem kaçıncı kitap ve kitaplar yazmaya niyetim var :) Her şey nasip, kısmet. Yazmayı seviyorum.  Allah yeter ki zihnime ve kelimelerime güç versin.


Olgu Ilgın’a bu güzel sohbeti için teşekkür ediyorum. Kendisinin ilk röportajını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.




“Kafamda Deli Sorular” tüm kitapevlerinde yer almaktadır. Daha fazla bilgi için Olgu Ilgın’ın kişisel web sitesini ziyaret edebilir ve kendisinden randevu talebinde bulunabilirsiniz.


Sevgiler…



Burcu Aşçı 
AĞUSTOS 2013
ISTANBUL