18 Nisan 2013 Perşembe

Fazıl ve Hayyam...






Geçenlerde Fazıl Say hakkında verilen hapis kararını duyunca, aklıma Haziran ayında kaleme aldığım "İçimdeki Fazıl" adlı yazım geldi. Zannedersem şimdi bir kez daha okunmalı...

http://burcu-asci.blogspot.com/2012/06/icimdeki-fazl-susturmak.html

Hayyam, çağının önde gelen isimlerinden biri olmakla birlikte, keskin bir zekaya ve ardına kadar açık bir algıya sahipti. Yaratan sevgisinin, belli ritüeller ya da sözcüklerle sınırlı olamayacağını kavramış ve doğaya dönmenin, kainatı izlemenin aslında Yaratan sistemin en güzel tezahürü olduğu bilincine varıp bunları mısralarına aktarmıştı. Ezberci ve ata itikadına sıkı sıkıya sarılı bir düzende Hayyam araştırmayı, düşünmeyi ve sorgulamayı tercih etti. Bu tercihi yüzünden belli çevrelerce lanetlenip dışlandı. Ne var ki, Hayyam'ın sözcüklerinin gücü yüzlerce yıldır nesilden nesile aktarılmaya devam ediyor. Çünkü, güneş balçıkla sıvanmaz ve gerçeğin ışığı en derin karanlıklarda bile bir meşale olup yol gösterir.

Fazıl'ın kaderi de Hayyam'ınkinden farklı değil. Koyun gibi güdülmeltense, kendisine verileni sorgusuz sualsiz almaktansa ve içinde başka olup dışarıya yapmacık davranarak ikiyüzlü bir hayatı yaşamaktansa, Fazıl "kendisi" olmayı terich eden nadir insanlardan. Kaybetmeyi göze alacak kadar kendisine saygısı var. Esasen buradaki kayıp sözcüğü kişileri betimlemiyor, zira sırf bu yüzden onu silecek adamların kaybından O'na ne... Ülkesinde solumayı, özgürce üretebilmeyi ve sokaklarında yürüme hakkını bile kaybetme pahasından bahsediyorum. Kendisine saygısı olan adamın, çevresine de saygısı vardır. Fazıl Say'ın paylaştığı Hayyam rubaisinin "birilerini" aşağılama ya da yerme amaçlı olduğunu düşünmek her şeyden öte Fazıl gibi bir dehanın zekasına saygısızlık olur. Herhangi bir sosyal paylaşım sitesini buyrun açıverin, binlerce kişinin- ben de dahil olmak üzere- aynı rubaiyi belki yüzbinlerce kez paylaştığını görürsünüz. Ben, Fazıl Say'ı Twitter'da takip edip birkaç kere de yazışmış bir birey olarak, hiç kimsenin inancı veya ideolojisine alaycı bir yaklaşımda bulunmadığını biliyorum. Öyle ki, kendisine yazılan "suç" niteliğindeki yazıları bile retweet edip paylaşabilecek kadar açık yürekli bir adam. Hayyam gibi korkusuz  bir sanatkar...

En son Universal adlı bir senfoniyi besteliyordu zannedersem. Üstelik Big Bang konusuna da değinecekti. Kanımca, bu yüzyılın en önemli başlıklarını bu senfonide toplayacaktı ve yaratıclığın kulvarlarında gezinirken, şimdi hapis istemi gibi bir absürd dava ile uğraşmakta... Ama yaratıcılığın uçsuz bucaksız evreninden korkanlar bunu anlamak yerine, o yaratan elleri duvar ardına tıkmanın derdinde... Çünkü, tıpkı Hayyam gibi Fazıl da insanlarda farklı noktaları uyandırdı gerek notaları gerekse konuşmalarıyla. Ve bilirsiniz ki, kör zihniyetlerin en büyük korkusudur uyanış. 

Lakin, geç kaldınız hakim bey... Bu halkı büyük çoğunluğu o uyanışa geçti çoktan. Ya da şöyle diyeyim, Fazıl ile yetişen "uyanık" bir nesil var ki esas dertleri bunlar zaten.

Peki, sorarım size, yaratmak Yaratan'dan geliyorsa, yaratıcılığa nedir bu öfke?
Kutsal kitabında yetmişe yakın kez "düşünmek" fiilinin geçtiği bir inancın savunucuları olarak, nedir bu düşünenlere karşı biriken kin ?

Hayyam'ın rubaileri nasıl ki onca çölü, mevsimi ve savaşları aşıp 21. yüzyılın ruhlarında dolanıyorsa, bilin ki Fazıl'ın notaları ve sözleri de çağları aşıp ufak bir tını olsa bile evrende yerini bulacaktır.

BURCU AŞÇI
NİSAN 2013
ISTANBUL

Hiç yorum yok: