1 Ekim 2013 Salı

Büyükada





Büyükada, daha vapur iskeleye yanaşmadan bile sizi etkisi altına alabilecek açıklanamaz bir güzelliğe sahip. Diğer adalarla kıyaslandığında modernite ile geçmişin doğayı da içine katarak harika bir sentezini görebilirsiniz. Örneğin, ne Kınalıada gibi fazlaca şehirleşmiş bir yapıya sahiptir ne de Sedef Adası kadar sakin ve sade bir örtüsü vardır. Tarihi dokusunu, sizin gözünüze fazla sokmadan ancak her nefeste hissettirebilecek bir büyüsü vardır adanın.
Merkezde bulunan çarşısı sizi renkli ve yerel bir dünyaya adım attırıyor. Sahil boyunca uzanan çay bahçelerinde mis gibi demli çayınız veya kahvenizi denize karşı yudumlarken, hemen iskelenin yanından dilerseniz bisiklette kiralayabiliyorsunuz. Dizi dizi bisikletlerin renk harmonisi çocukluğumuzdan kalma ılık bir esinti gibi.
Çarşının içine Saat Kulesi’ne doğru ilerlerken dondurmacıların önünün epey kalabalık oluşu dikkatinizi çekebilir. Çünkü, adaya has renkli şekerlemelerle süslü büyük külahlar tezgahları süslemektedir. 1923 yılında Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte adaya yerleştirilen Saat Kulesi ise adeta adanın simgesi halinde. Kule dediğime bakmayın, aslında çok uzun bir yapı değil, fakat önünde her daim fotoğraf çektiren insanları görmek mümkün.

İskeleden başlayarak adanın içlerine dek büyük, küçük ve özellikle de butik otellere rastlıyorsunuz. Ahşap evlerden oluşturulup tarihi dokunun bozulmadan muhafaza edildiği butik otellerin bazılarını sayarsak: Hotel Saydam Planet, Büyük Ada Otel ve The Prince Otel.
Adanın en dikkat çeken yönlerinden biri ise begonviller. Hemen hemen her sokakta, evlerin önünde sizi karşılayan ve huzur veren bu çiçekler, adanın renkli simalarından biri.

Her Nisan ve Eylül aylarında insanların toplu bir şekilde makaralar sararak veya yoldaki ağaçlara dileklerini asarak tırmandıkları Aya Yorgi Tepesi, belki de Büyükada denilince herkesin aklına gelen ilk isim. Bu tepeye tırmanabilmeniz için isterseniz faytona da binebilirsiniz ancak Kırlık Gazinosu adı verilen yere kadar sizi götürebilirler. Ondan sonraki yaklaşık on beş yirmi dakikayı yürümeniz gerekmektedir. Burası,
Meryem Ana’dan sonra Hristiyanların ikinci Hac Yolu’dur. Kimbilir belki de bu yüzden tepeye çıkarken sessiz sedasızdır insanlar. Şahsen ben adanın başlangıcından itibaren fotoğraf çekmek adına tüm yolu yürüdüm  ve sessizliğin içinde doğanın sesine kulak vererek, hakikaten de yorulduğuma değecek bir yürüyüş yapmış oldum.

Aya Yorgi tepesine çıkarken yolun sol kenarında dünyanın en büyük ve çok katlı ahşap yapısı olarak literatüre geçen Rum Yetimhanesi sizi selamlar. Maalesef, Rum nüfusun da azalması ve 1960’da yetimhanenin Heybeliada’ya nekledilmesi sonucu ,terk edilmişliğinde garip bir hüznü vardır bu devasa binanın.  Fener Rum Patrikhanesi’nin sahiplendiği yetimhanenin ileriki yıllarda bambaşka bir proje ile hayata yeniden göz kırpması bekleniliyor.
Ve en nihayetinde tepeye vardığınızda Saint George adına yapılan Aya Yorgi kilisesi eşsiz manzarası ile sizleri beklemektedir. Ylın her günü saat 16:00’a kadar kapılarını açık tutan kilise, Ortadoks başpiskoposluğun Türkiye’de kabul ettiği kilise olma özelliğini taşır. Buraya gelenler ise yarı hacı ilan edilirler. Yılda iki kere toplu bir şekilde dilek tutmak için yapılan yürüyüşte ise, unutmamanız gereken nokta; dileğiniz gerçekleştikten sonra kiliseye tekrar gelip yağ veya aldığınız objeyi geri bırakmanızdır.



Kilisenin hemen yanında ise, karşısına Sedef Adası’nı alan ve doğanın tarifsiz harmonisine dalarak oturabileceğiniz ahşap masaların hakim olduğu Yücetepe Kır Gazinosu yer alıyor. İsterseniz kış mevsiminde de gelip kapalı mekanında kahve veya sıcak şarap içebileceğiniz Gazino’nun adına aldanmayın. Zira cafe/ restaurant bileşimi muhteşem bir yer. 1978 yılında kurulan mekanda, yeşil ve mavinin tüm tonlarını seyre dalarak ruhunuza şehirden uzakta bir arınma molası verebilirsiniz. Üstelik aklınızda bulunsun, fiyatları adadaki pek çok yere göre daha uygun.
Dönüş yoluna geçerken yolun kenarından karşınıza eşek veya at çıkarsa hiç şaşırmayın. Zira, tepeden inerken eşeklerin bağlandığı ve atların da serbestçe dolaşabildikleri kırsal alanlar var.
Gecenin ışıklarında ada bir başka güzel oluyor. İskeleden ayrılan vapurla adaya son kez baktığınızda koyu bir karaltıda paralayan yıldızlar gibi sizi uğurluyor adanın tarih kokan evleri…
Ve siz şehrin kaosuna geri dönerken, asırların mevsimlerinden geçen Aya Yorgi, sessizce zamana meydan okumaya devam ediyor. Bizans, Rum ve Cumhuriyet tarihinin her bir kalıntısı ise bir gün, bir başka vapurla tekrar yanaşacağınız günü bekliyor.
BURCU AŞÇI

Hiç yorum yok: