9 Ekim 2014 Perşembe

Bir başyapıt: GÜNLÜKLER



Sylvia Plath'in genişletilmiş olarak okuyucuya sunulan günceleri, bir edebiyat başyapıtı niteliğinde. Şairin, genç kızlık döneminden itibaren kaleme aldığı ve hayata bakış açısını, edinimlerinden elde ettiklerini, ruhsal kaosunu, aşklarını, evliliğini, annelik ve ev kadınlığı arasında sıkışan yazarlığını sansürsüz ve içten tümcelerle kağıda döküşünü okumak heyecan vericiydi.

Amerikan Edebiyatı'nın en önde gelen isimlerindendir Sylvia Plath. Şiirlerinde, var oluşu, ruhun kaotik karmaşasını ve duygu durumlarını kuvvetli imgelerle betimleyerek yaratır.11 Şubat 1963'te Londra'daki evinde gaz ocağını soluyarak intihar edişi, şiirleri açısından bir dönüm noktası olmuştur. Evet, dönüm noktası diyorum zira ünlü İngiliz şair Ted Hughes ile olan evliliği boyunca, daima geri planda kalan şairliği ve ilk kitabının yeterince ses getirmemesi, intiharından sonra başka bir boyuta geçmiştir.Yayıncı ve okuyucuların Sylvia'nın şiirlerini keşfetme sürecini başlatmıştır.

Böylesi yetenekli ancak hayat boyu var oluşla ilgili sorunları olan bir kadın şairin güncesini okumak, hem sizi o dönemde kısa bir yolculuğa çıkarıyor hem de yazar bir kadının toplumsal rolleri arasına sıkışan kimlik feryadını duymanızı sağlıyor.

Alman kökenli babasını erken yaşta kaybetmek Sylvia'nın tüm hayatı boyunca peşini bırakmayan bir hayalet yarattı. Tanıştığı erkeklerde entellektüel birikim ve çekicilik arzuladığı şeylerse de , temelinde babasından da bir parçayı arıyordu. Bunu, Ted Hughes'ün Sylvia için yazdığı şiirlerde görmek daha mümkün.

Genç yaşlarından itibaren şiirleri dergilerde yayınlanmaya başlar, hatta kazandığı birkaç küçük ödülü de vardır. Fakat, durum her zaman böyle gitmez. Şiirlerinin, dönemin en ünlü edebiyat dergilerinden red aldığı da olacaktır. Ve başarısızlık, aslında özüne bakacak olursak, başarısızlık korkusu Sylvia'nın ruhunu en çok kıran olgulardan biridir.

Ted Hughes ile olan aşkı ve onu hayatının merkezi haline getirmesi pek de şaşılacak bir şey değil. Çünkü, yazmak gibi ortak bir emelleri olan çift, birbirlerini destekliyor ve geliştiriyordu. Ya da bir süreliğine diyelim. Zira hayatta tutunabilmek için para kazanmak gerekliydi ve evi geçindiren kişi öğretmenlik yapan Sylvia'ydı. Hem çalışmak hem de evin düzenini sağlamak şair bir kadının esas arzuladığı şeyi, yani yazmak için boş zamanının olmasını engelliyordu. Üstüne üstlük, Ted'in şiirlerini daktilo etmek gibi bir vazifesi de vardı. ( Hatta, Ted Hughes'ün ödül kazanıp da kitabının ilk kez basıldığı yarışmaya, Sylvia Ted'e sürpriz olarak yollamıştır dosyayı).

Güncelere bakılırsa Ted'in başarısı ile mutluluk duyduğu konusunda çok samimi. Fakat, ödül üzerine ödül alan ve üniversitede derslere girip dinletilere katılan Ted'in aksine Sylvia'nın şiirlerinin olgunlaşması ve değerinin anlaşılması için epey bir zaman geçecekti. Hatta, hayatına mal olacaktı bile diyebiliriz.

Bir kız bir erkek olmak üzere iki çocukları olur çiftin. Ve Sylvia'nın yazma alanı gitgide daralır.Rollerine bir yenisi daha eklenmiştir: Annelik. Tam da bu dönemlerde Ted Hughes'ün kimi ihanetleri ile karşılaşır. Ve her kadın gibi Sylvia'da oldukça hislidir, sezileri -özellikle şairlikten de gelen algı açıklığını da hesaba katarsak- başka kadınların varlığını fark etse de, Ted'in inkarlarına inanmayı seçer. Esasen bu konular günlükte çok üzeri kapalı geçiyor, zira Sylvia'nın kıskanç bir yapısı olduğunu da göz önüne alırsak, her olayda Ted'in kabahatli olmadığını anlıyoruz.

Ancak, çiftin evlerini ayırmasına yol açan ve sonradan Ted'in çocuğunu doğuracak olan  Assia Wevill ile olan ilişkisi Sylvia'nın beynindeki intihar olgusunu bir kez daha kamçılar. Çünkü, Ted ile birlikte babasını bir kez daha kaybetmiştir. Fakat, ölümünden önceki birkaç aya ilişkin yazılar güncede yer almıyor. Ted Hughes, ileride çocuklarının okuyup etkilenmemesi için o günlüğü yaktığını söylüyor. İşte bu noktada Sylvia hayranları Ted Hughes'ü şiddetle kınıyor hatta ölümünden onu sorumlu tuttukları için mezar taşında yer alan Hughes soyadını da karalıyorlar. Ne tuhaftır ki Assian Wevill'de birkaç sene sonra tıpkı Sylvia gibi gaz ocağını açarak intihar eder. Tek fark ise, Assian ölüme giderken yanına kızını da alır.

Günceler, kanımca edebiyat ile çok haşır neşir olmasanız bile bir kadının iç dünyasını anlamak açısından okunması gereken kitaplardan biri. Sanat ve şiirle ilgilenenler içinse baş ucu kitabı olmaya aday diyebilirim.

Ayrıca, okurken vardığım bir sonuç var ki hayli ironik: Hayatının özellikle son birkaç yılında hep düzyazı ve roman yazmaya çalışan Sylvia, bu konuda başarısız olduğunu düşünür, fakat günlükleri zaten başlı başına etkileyici bir düzyazı örneği...

Kitabı daha iyi anlayabilmek için, dilerseniz önceden 2003 yapımı Sylvia adlı filmi izleyebilirsiniz. Elbette, sayılı dakikalara böylesi çetrefilli bir dimağa sahip olan şairin hayatı sığdırılamaz, ancak Ted ile olan evliliğini ve o esnada yaşadığı ruhsal değişimleri algılayabilmek açısından izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Güncelerin bitiminde ise Ted Hughes'ün, ölümünden seneler sonra Sylvia ile olan ilişkisini şiirsel bir dille anlattığı Doğumgünü Mektupları, tm konuya vakıf olmanız açısından tamamlayıcı bir rol üstlenecektir. Şimdilerde, elimden düşürmediğim bu kitap hakkında da, ileriki günlerde bir yazı yazacağım.

Sylvia... Bu dünyaya ait olamayan ve bulunduğu yerkürede yerini yadırgayan bir ruhun sessiz ve imgesel isyanının adı...

BURCU AŞÇI
EKİM 2014
ISTANBUL.

Hiç yorum yok: