19 Ekim 2014 Pazar

Bir evliliğin şiirsel dökümü: Doğumgünü Mektupları




Bir önceki yazımda Sylvia Plath'in günlükleri üzerine yazarken, Ted Hughes'ün Doğumgünü Mektupları adlı kitabından bahsetmiştim. Amerikan edebiyatı'nın kendine has dili ile dünyaya mal olmuş kadın şairi ile olan evliliğini, şiirsel bir dille anlatan Hughes, olaylara bir de onun bakış açısından bakmamızı sağlıyor.

İngiliz edebiyatının büyük isimlerinden Ted Hughes, Sylvia Plath ile "yazma" tutkusunu "aşk" ile harmanlayıp kısa süre içerisinde hayatlarını birleştirirler. Elbette, savaş sonrası İngilteresi'nde ekonomik koşullar iyi değildir. Buna rağmen, ikisi de zorlukların beraberce üstesinden gelmeye hazırdır. Aslında öyle de olur, fakat üstesinden gelinemeyen iki önemli nokta, hem evliliğin dağılmasına hem de Sylvia'nın intiharına yol açar. Birincisi, Sylvia'nın erken yaşta kaybettiği babası ve buna bağşı olarak genç yaştan itibaren ölüm ile olan esrarengiz ve bir o kadar da yaratıcı ilişkisi. Diğer ise, Ted Hughes'ün başarılı bir şair olmasının yanı sıra, etrafındaki kadınlarla olan gündelik ilişkileri.

Ancak, Ted açısından bakarsak, Sylvia'yı sadece evliliklerinin bitmesine neden olan Assian Wevill ile aldattığını görüyoruz. Hatta, en başlarda Sylvia'ya o denli aşıktır ki, fakirlikten bir dairenin çatı katında kısa süre yanında kaldığı genelev kadınına bile dokunmaz.

Sylvia ile ilk tanıştığı gün küpelerini almıştır onun, bir dahaki görüşmelerine fırsat olsun diye. Ve şöyle seslenir Ganimet adlı şiirinde:

"... Usulca aldım
Dişlerinin arasındaki tokayla
Kulağındaki küpeyi ganimetlerim olarak."

İlk kez beraber oldukları günü ise Rugby Sokağı No:18 adlı şiirinde oldukça uzun ve lirik bir dille anlatıyor Hughes. İşte o günden birkaç dize:
'"Başlarımız dönerek sarıldık birbirimize
Korunmak için ve cambazlar gibi bir fıçı içinde
Birlikte yuvarlandık bir Niagara'dan. Düşerken
O uğultunun içinde yanağındaki yara izi söyledi bana
Gizli adını söyler ya da bir parola verir gibi
Nasıl kendini öldürmeye çalıştığını. Ve duydum
Bir an bile seni öpmeyi bırakmadan
Sanki dönen gürüldeyen şehrin üstünde
Ayık bir yıldız tarafından fısıldanmışcasına ' Girme bu işe' sözlerini.
Ödlek bir yıldızdı konuşan. Hatırlamıyorum
Nasıl kendimi sana sarıp
Gizlice soktuğumu otelden içeri. Birlikteydik artık
Bir balık kadar ince, kıvrak ve düzdün.
Yeni bir dünyaydın. Benim yeni dünyam.
Demek Amerika bu, dedim hayretle.
Güzelim, güzelim Amerika."

Evet, Sylvia diğer kadınların hepsinden farklıydı. Hughes bunu ilk bakışta anlamıştır. Çekici, özgür ve bir o kadar da ürkek. Yetenekli, zeki ve yaratıcı. O, bir nevi Amerikan Edebiyatı'nın canlı simgesidir Ted için.

Ve küçük bir kilisede, Haziran'ın 16sında, zangoçun şahitliğinde, Sylvia pembe el örgülü elbisesinin içindeyken evlenirler. Hughes, Pembe Örgülü Elbise adlı şiirde o günü kimsenin bilmediği detaylarla anlatır.

"...
Pembe örgülü elbisenin içinde
Hiçbir şey hiçbir şeyi lekelememişken daha
Durdun mihrabın önünde."
...

Evlilikleri ilerledikçe, Ted gitgide başarılar kazanırken, Sylvia evin esas geçimini sağlamak amacıyla öğretmenlik yapar. Hatta ilk günkü heyecanını, Ted " Mavi Flanel Tayyör" adlı şiirde adeta resmeder. Öğretmenlik, Sylvia'nın pek de isteyerek yapmadığı bir meslekti, zira kendisi zamanının tümünü yazmaktan yana kullanmak istiyordu.

"...
O ilk sabah,
Vereceğin ilk dersten önce üniversitede,oturmuştun orada
Kahveni yudumlayarak.
...
Gördüm kahveni yudumlarken yüreğini kavrayanın
Seni çoktan bir kez öldürmüş korkular olduğunu
..."

Sylvia Plath, yazamamaktan muzdariptir. Elbette, şiirler kaleme alır, ilk şiir kitabı da basılır, kimi dergiler şiirlerini ara ara yayınlar. Ancak, gerek annelik gerek ev kadınlığı onun zamanının çoğunu ele geçirdiğinden, Ted kadar rahatça yaratamaz. Aslında, hakkını yememek gerek çünkü Ted Hughes, her daim onun yazması için çabalamıştır.

Sylvia'nın uykularını bölen korkuları, ki en temelinde yatan babasızlık ve bir de başarısızlık korkusu, Ted'in sık sık baş etmek zorunda kaldığı durumlar olmuştur. Bunu şiirlerin pek çok bölümünde görebilmek mümkün.

" Her gece uykunda
Babanın mezarına iniyormuşsun gibi
Sanki bakmaktan korkardın ve hatırlamaktan ertesi sabah gördüklerini."

Ve Sylvia, Ted'i bir nevi kaybettiği babasının yerine de koymuştur, bunu Ted de gayet iyi bilmektedir. Siyah Palto adlı şiirde Hughes, bunu şöyle dile getirir:
"...
Fark edemedim bile
Merceklerini kısarken sen, nasıl
İçime giriverdiğini babanın."

Kumsal adlı şiirde, Sylvia'nın içinde bulunduğu koşullardan bunalışını dile getirir Hughes:

"Çırpınıyordun serbest kalmak için, Kasım ortasında
Göçmen bir yılan balığı gibi denize ihtiyacın vardı.
..."

Assian Wewill ile komşu olup tanışmalarını ve Sylvia'nın bu kadına karşı duyduğu gerginliği dile getirirken, ona aşık olduğunun itirafını da yapar Hughes Düş Görenler adlı şiirinde:

"Biz bulmadık o kadını- o bizi buldu
...
O anda benim içimdeki düş görücü de
Ona aşık oldu ve fark ettim hemen bunu"

Vantrilok adlı şiir ise, Sylvia ölmeden önceki akşam, beraber geçirdikleri geceye aittir. Evlerini ayıran çift, bir süre birbirlerini görmezler ve bu dönem Sylvia'nın en çok ürettiği dönem olur. Fakat, Ted'i seviyordur ve özlemiştir. Onu bir gece yanına çağırır, bir şeyler içer ve sohbet ederler. Niyeti, sevdiği adamla her şeye yeniden başlamaktır. Beraber olurlar, Ted de onu özlemiştir ve Assia'nın onda yarattığı etki sönmüştür. Ne var ki Assia hamile olduğu için ondan ayrılamaz ve bunu dile getirir o akşam. İşte, o gece Sylvia'nın son gecesi olur. Çünkü, seneler önce babasını kaybettiği gibi, bir akşam vakti ansızın babsının yerine koyduğu tek adam da onu terk etmiştir.

Ted Hughes, o son akşamı pişmanlık ve sevgi dolu şu dizelerle okuyucuya sunar:
"Kavrayıp birbirimizin gövdelerini
Devrildik oracıkta birlikte 
Karanlık yatak odasında kuklan uyandı,
Haykırdı bir kırbaç şiddetiyle.
...
Sen yatakta yatarken 
Dayandım kilitli kapıya
Kukla damda oturmuş haykırıyordu
Seni bırakıp kaçtığımı bir orospuya.
..."

Ölümden Sonra Hayat adlı şiirde ise oğulları Nicholas'a mama yedirirken, Sylvia'sız geçen günleri dile getirir:
" ...
Oğlunun gözleri Slav, Asyalı
Uzun kirpikli gözkapaklarıyla bizi şaşırtan
Ama sonra tam senin 
Gözlerine dönüşen o gözler
Islak birer mücevher oldular.
..."

Tüm kitabı baştan sona okuduğunuzda, Ted'in Sylvia'yı gerçekten de sevmiş olduğunu görüyoruz. Ancak, Plath'in içine düştüğü karamsarlık, kafasından kovamadığı hayaletleri aralarında belirgin bir çukuru inşa ediyordu. Ted'in ise başka kadınlarla olan diyalogları, ona deli gibi aşık olan Sylvia'yı git gide daha da beter bir çıkmaza sürüklüyordu. Ve Ted Hughes'ün en büyük pişmanlığı olan son ilişkisi, Sylvia'yı o çukura tamamen gömmüş oldu. Özellikle son geceleri için Hughes şunu söyler: " Onu yalnız bırakmamalıydım, bana ne kadar ihtiyacı olduğunu fark etmeliydim."

Kitabın son şiiri, Sylvia'nın en sevdiği renk olan Kırmızı adını taşıyor. Kırmızı çiçekleri ve kırmızı kalpler çizmeyi çok seven Sylvia'ya sesleniyor Ted Hughes:

"Kırmızının yüreğinde 
Saklanmıştın keskin beyazlıktan
Ama maviydi yitirdiğin mücevher."

BURCU AŞÇI
EKİM 2014
ISTANBUL.

2 yorum:

doğum günü organizasyonları dedi ki...

erinmeden okudum sonuna kadar, harika bir paylaşım, teşekkürler

Burcu Gözoğlu dedi ki...

Çok teşekkür ederim ...