27 Haziran 2016 Pazartesi

Aşk ve Nefretin Romanı: Zehra


Tanzimat dönemi yazarlarından Nabizade Nazım’ın aşk ile nefret arasındaki sırat köprüsünü ve kıskanç bir kadının yapabileceklerini anlattığı Zehra adlı romanı, Türk Edebiyatı’nın ilk psikolojik roman denemesidir.

Bir gecede oturup bitirdiğim kitap, esasında oldukça sürükleyici. Her ne kadar konu itibariyle günümüz dizilerini aratmasada böylesi bir eserin 1800lerin Osmanlı döneminde yazıldığını göz önüne alırsak, oldukça tutku ve üzeri örtülü şehvet betimlemeleri içermesiyle okuyucuyu kendine çekiyor.

Konu, birbirine aşık bir çift olan Suphi ile Zehra’nın evliliğe giden yolu ile başlıyor. Mizacı gereği kıskanç olan Zehra, kocasını gözünden bile sakınır. Lakin, derler ya hep sakınan göze çöp batar diye. Suphi’nin annesinin evlerine yardımcı olarak gönderdiği dilber Sırrı Cemal bu evliliğe kara bir bulut olarak çöker. Zehra’nın tüm çabalarına, gözcü diktiği kalfasına rağmen gecelerden bir gece Suphi yeni aşkı olan Sırrı Cemal ile arzusunu gerçekleştir. Bu arzunun meyvesi Sırrı Cemal’in karnında üç ay sonra açığa çıkınca, çocuksuz Zehra ile kocası Suphi ve dilber Sırrı Cemal arasında inat ağlarıyla örülü bir güç gösterisi başlar. Çareyi Sırrı Cemal ile ayrı eve taşınmakta bulan Suphi, bir süre sonra Zehra’yı boşar fakat başına gelecek felaket silsilesi işte bu noktada başlar.

Zehra, Rum dilber Ürani’yi eski kocası Suphi’yi baştan çıkarması için kiralar. Ürani’ye vurulan Suphi, Sırrı Cemal’i arayıp sormaz olur. Düşkün bir hayata adım atan Suphi, varını yoğunu Ürani uğrunda harcayıp bitirir. Artık, sefahatin amansız kollarında çırpınan ancak celladına aşık bir adamdır.

Sonu mu? Orasını söylemeyeyim ki siz okuyunca keşfedersiniz. Fakat, Nabizade Nazım hakikaten de karakterlerin ruhsal analizlerini gayet başarılı çizmiş. Bu sebepten ilk psikolojik roman olmasa da ilk psikolojik roman denemesi olarak anılmayı gerçekten de hak eden bir kitap.

Yazarımız Nabizade Nazım, esasen Erkan-ı Harbiye yüzbaşısıdır. Kendi okulunda öğretmenlik yaptıktan sonra, keşif ve araştırma yapmak için iki sene Suriye’de yaşamıştır. Ardından 1890 senesinde Istanbul’a dönüp, edebiyatımızn ilk gerçekçi köy romanı olan Karabibik’i yazmıştır. Servet-i Fünun dergisinin de ilk yazarlarından birisidir kendisi.

Pek çok şiir ve öykü de kaleme alan yazarımız, kemik kanserine yakalanıp, iki senelik bir tedavinin ardından 6 Ağustos 1893’te henüz otuz bir yaşındayken hayata gözlerini yummuştur.

Zehra adlı romanı ise 1894 yılında Servet-i Fünun’da tefrika halinde yayınlanmıştır.

Burcu Aşçı Gözoğlu
Haziran 2016

Istanbul 

Hiç yorum yok: