8 Haziran 2016 Çarşamba

Umutsuzlar Merdiveni Şairi: Nilgün Marmara

                                                       


                                                       " Biz rengin değil,
                                                         Ara rengin peşindeyiz." ( İkiz, Mayıs '81)

12 Şubat 1958'den 13 Ekim 1987'ye dek süren kısacık ömrüne pek çok imge, yarım dize ve yazın dünyasından dost biriktirmiş şair Nilgün Marmara... 


Kızıltoprak'ta eşi Kağan Önal ile yaşadığı ev kimleri ağırlamamış ki geceler süren sohbetler ile dolu masasında: Ece Ayhan, Cezmi Ersöz, Cemal Süreya, İlhan Berk, Lale Müldür, Haydar Ergülen ve Tomris Uyar gibi söz ustaları arasında yirmili yaşlarını geçiren Marmara, yine aynı evin balkonundan sonsuzluğa uçururken benliğini, ardında daktiloya çekilmiş şiirler kalmış.

Kadıköy Maarif Koleji'nden sonra Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Edebiyatı bölümünü okuyan Nilgün Marmara, Bogaziçi üniversitesinin orta kantininin üstünde yer alan ve tüm şehri görebilen yerde öğrencilerin sigaralarını tüttürdüğü Umutsuzlar Merdiveni'nin müdavimidir. Ece Ayhan'ın tabir ile bir nevi kuş gibi tünemektedir orada, kimbilir aklında hangi kargaşa ve çatışmalarla...


Üniversite bitirme tezi, kanımca, Marmara'yı fikren ve ruhen derinden etkileyen bir isimle tanıştırmıştır: Sylvia Plath. 30 yaşında fırındaki gazı soluyarak hayatına son veren Amerikalı kadın şairin, Marmara üzerindeki etkilerini, "Daktiloya Çekilmiş Şiirler" incelendiğinde görmeniz mümkün. Tıpkı Plath gibi varoluş sorunu ve bireyin içsel yalnızlığına dizeler düşen Marmara, kaderinin sonunu da Plath misali "kendi eliyle" çizmiştir." 


Sylvia Plath'in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi" adlı tezinde adeta Plath üzerinden kendi içselliğine de ışık tutar Marmara:
" Plath'in narin, incinebilir ruhani varlığı ve her şeyin sürekli kirlenişinin iç karartıcı şekilde farkında oluşu, onu ölüme sürüklemişti." 

1982'de endüstri mühendisi Kağan Önal ile evlenen Marmara, bir süre Kağan'ın işleri dolayısıyla Libya'da yaşamıştır. O dönemde de yazmaya devam eden Marmara, yaşamının belli dönemlerinde girdiği depresyonlar neticesinde hayat ile arasındaki bağı incelttikçe inceltmiştir.


İlginçtir ki, etrafında o denli edebiyat duayeni ve şairler olmasına rağmen, yazı yazdığını hele ki şiirlerini hiç kimseye söyleme gereği duymamıştır. İntihar notunda eşi Kağan Önal'a bıraktığı not sayesinde bugün şairin naif ve irkiltici mısralarıyla karşılaşmış bulunuyoruz. " İstersen daktiloya çekilmiş şiirlerimi bastırabilirsin."


Böylelikle 1977-1987 seneleri arasında daktiloya alınmış şiirler okuyucu ile buluşur.




" Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu" demişti Cemal Süreya, yiten şair için. 

Marmara'nın hayat ile alıp veremediği yoktu; bir kavgası yoktu zira inceliklerle işlenmiş ruhu ile aymaz bir varoluşsallığı kınıyor ve özbenliğine hükmetmesine müsade etmiyordu. Elbette, dönemin siyasal gelişmeleri de, kanımca, Marmara'nın umutsuzluk kokan gölgeli yanını pekiştirmiştir. 

Bir dönem manik depresif tedavisi gören Marmara'nın içinde bulunduğu ruh halini sadece psikolojik açmazına bağlamak doğru olmaz. Kırılgan ancak her şeyin farkında olan bir ruh, iyi bir gözlem kabiliyeti, daha yaşanılabilir bir dünyanın varlığına inanma ancak varlığını sürdürdüğü hayatın acımasızlığı ile çelişen idealler toplamı Marmara'nın buhranının yoğunlaşmasına sebep olmuştur.


Cezmi Ersöz'ün belirttiği üzere, tedavisi için gittiği psikiyatrın kendisini taciz edişi, adeta yıkımına yol açmıştır. Bence, insanlık ile sorunsalı olan bir ruhun kötücüllüğü saf şekilde görebilmesinin inançları üzerindeki gri etkisidir bu. Şiirlerinde de varoluşun ve var olanın zıtlığı dikkat çekicidir. Marmara, yaşam'ın kendisiyle yaralıdır ve yaranız yaşam ise yaşamak zul olur size.Alkol ile birlikte alınan antidepresanlar ise boşluğun artışından başka bir şeye yaramamış ve Marmara'yı adın adım ekim ayındaki sona hazırlamıştır.



Yaşasaydı İkinci Yeni'nin en güçlü kadın sesi olabilecekken, sesini şiirlerine döküp sonsuzlukta lal olmayı tercih eden Zelda, ardında daktilosunun yoldaşlığında bizlere akıttığı çığlıklarını bıraktı...



" Sessiz her kıpırtının bittiği yerle
başlayabilir olduğu an arası.
Kıvraktır bu aralıkta çizgiler, üzerlerine
uzanan dünyayı emiyor gözleriyle
zaman dışı varlıklar,
Ölüm buraya kadar." 
( Cambazlar Ailesi/ Ağustos '81) 


BURCU A. GÖZOĞLU 
OCAK 2016
ISTANBUL 

Hiç yorum yok: