8 Haziran 2016 Çarşamba

Yalnız bir peri: Ariel ve Seçme Şiirler



                                                  " Bir gülücük düştü çimene
                                                    telafisi olanaksız " ( Laleler, Sylvia Plath)         
Sylvia Plath'in 11 Şubat 1963'teki intiharının ardından, masasının üzerinde dosya halinde bulunan "Ariel" adlı şiir kitabı, eşi Ted Hughes'ün seçtiği kimi şiirlerle beraber 1965 senesinde yayımlanır.

Ariel, şairin son dönem yazdığı şiirlerden oluşmakta olup, şiir hayatının en başarılı mısralarıyla doludur. Zira, yaşarken çıkardığı The Colossus adlı kitabı gereken ilgiyi görmekten uzak kaldıysa da, Ariel ile birlikte Plath başarının zirvesine erişmiştir. Ne acı ki bunu görme şansından yoksun kalmıştır.


Kanımca bu kitaptaki mısraların başarısı, Plat'in Hughes egemenliğinden sıyrılıp "kendini" ifşa ettiği zaman dilimine denk gelmesindendir. 1962 yazında Ted Hughes, bir başka aşka yelken açıp Sylvia ile iki çocuğunu bırakıp gitmiştir. Her ne kadar önceden de ihanetin sızdığı bir evlilikleri olmuş olsada, Ted Sylvia için sadece bir eş değil, sığındığı tapınak, gözünde büyüttüğü muhteşem bir imaj, başarılı bir şair ve çok küçükken yitirdiği babasından beklediği şefkat idi. Bu sebepten Ted'in tek gecelik ilişkileri ya da kısa dönem maceraları evliliklerinin gidişatında bir değişiklik yaratmıyordu. Esasen - ayrılık esnasında ve ölümünden sonra da yakın çevresine belirttiği üzere- Ted de Sylvia'yı seviyordu fakat zaaflarından vazgeçebilecek gücü yoktu. 


Ne var ki, Yahudi kökenli şair Assia Wevill, Hughes için gecelik bir kaçıştan da öte, büyülenme ve aşkın cismi oluvermiştir. 1961 senesinde eşi David ile Hughes ve Plath'in evini kiralayan Wevill, egzotik güzelliği, dişiliği ve şairliği ile (bence tartışılabilir bir yeteneği vardı) Sylvia'nın hayatına kabus, Ted'e ise rüya olarak girmiştir.


Evlilikleri boyunca Sylvia'nın tüm hayatını Ted'in kariyeri etrafında döndürmesi, Ted'i kaybetmemek adına kendini ikinci plana atışı onu kısır bir döneme sürüklemiştir. Çok az yazısı dergiler tarafından kabul edilip yayımlanırken, çıkardığı ilk şiir kitabı da hayal kırıklığından ibaret olmuştur.Tabi ki, kendi minik başarılarını sürekli Ted'in gördüğü olağanüstü ilgi ve bitmek bilmeyen ilhamları ile mukayese etmek, Sylvia'nın içindeki kırgınlık, kızgınlık ve kıskançlığı daha da tetiklemiştir. Derken, ard arda gelen iki bebeğin bakımı, evin giderleri için öğretmenlik yapması (evin pek çok masrafını karşılayan kendisiydi çünkü Ted'in yaratımla uğraşması için bol vakte ihtiyacı vardı !) ve sabah erken saatlere sıkıştırılan yazma molaları git gide Sylvia'nın ilham perilerini uzaklara kovalamıştır.


1962 yazında Assia ile Ted'in ilişkisinden haberdar olan Sylvia, Ted'in tüm kitaplarını ve yazmakta olduğu notları yakar. Oysa, Ted eve geri dönmüştür ancak gördükleri karşısında ani bir kararla evden ayrılan Ted, artık Sylvia'nın hayatında özlem duyduğu, yitirdiği ve yaratım sürecini tetikleyen bir imge durumuna gelmiştir.


Londra'da bir daireye iki çocuğuyla taşınıp, sabahın erken saatlerinde uyanarak durmadan yazmaya başlayan Plath, şairliğinin doruk noktasını bulmaya vakıf olmuştur. Elbette, dışarıdan gelen bir uyaran olarak Ted ile ilişkilerinin acı bir şekilde bitmesi de büyük rol oynamıştır yaratıcılığında, ancak Ted'siz bir hayatta "kendi" ile başbaşa kalıp "kendini" dinleyebilen ve "dilediği" gibi yazabilen bir kadın olma hali yaratıcı imgelerinde daha ağır basmaktadır.



Sylvia'nın günlüklerinde aldatılmanın yarattığı duyguların ifade edilişinde şöyle bir satır geçer: " Aşk, beslenmem için bitmek bilmez bir kaynak oldu ve şimdi onu kusuyorum."


Kusmaya başlayan sarsıcı imgeler, Ariel'in başlangıcı olmuştur. Ted'in izleri elbette şiirlerde görülmektedir. Örneğin Lezbos adlı şiirde "Yahudi anası" diye Assia'yı betimleyen Plath, aldatılışının vurucu izlerini mısralarına taşır.


1962 Ekim'inde verdiği bir röportajda şöyle söyler şair: " Şiir yazdığımda ya da yazarken kendimi bütünüyle tamamlanmış hissediyorum".


Ted ile son yıllarında eksik kaldığı nokta bu satırlarda ifşa olmaktadır. Evet, ayrılık üzücüydü; ihanet yutulur gibi değildi, fakat Sylvia artık tamamlanma noktasına varmıştır. Yazıyordu...


Tüm bu anlatılanlardan ortaya Sylvia'nın bundan böyle yazarak mutluluğu yakalamış olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.Ted'i unutmayan, onu geri isteyen ve hala aşık olan Sylvia, 11 Şubat gecesi Ted'i eve çağırır. Şarap ve mum eşiliğinde geçirilen saatler birbirlerinin kollarında son bulurken Sylvia yaşanan her şeyi unutmaya hazır olduğunu söyler. Fakat, Ted onu sevmesine rağmen kendisine geri dönemeyeceğini belirtir zira Assia hamiledir.


O gece, Plath'in yaşamdaki son gecesidir. Ertesi gün, evin kapısını kırarak içeri giren polisler, Sylvia'nın cansız bedenini mutfakta bulurlarken, kızı ve oğlu bantla kapatılmış odada gazdan etkilenmeden ağlayarak annelerini çağırıyorlardır.


İşte, Hughes Ariel kitabını o gün o masada bulur. Plath'in 1950li yıllarda yazdığı kimi şiirlerini de ekleyip 1965'te "Ariel ve Seçme Şiirler" i yayımlatır.


Sylvia'nın ölümünden birkaç gün önce yazdığı ve bilinen "en son" şiiri olan "The Edge "(Uç) de kitapta yer almaktadır.


Sylvia'nın yazılarını anlayabilmek için onun hayatını iyi kavrayabilmek gerekiyor. Bir keresinde Ted'e yazı yazmakta zorlanmadığı için onu kıskandığını söylediğinde Ted ona kendisine bir konu seçmesini söyler. Şu ana dek yazdıklarının ne hakkında olduğunu sorup irdelediği vakit Sylvia'ya şu yanıtı verir: "Sen konunu bulmuşsun aslında. Konun, sensin."


Bu bağlamda Plath'in hikaye ve romanlarından önce "Günlükler"ini okumanızı tavsiye ederim. Ancak o noktadan sonra, ve döneme ait kimi araştırmalar da yaptıktan sonra, Plath'in şiirleri imgeler ardındaki saklı dünyayı sizlerin  algısına açacaktır.


BURCU A. GÖZOĞLU
OCAK 2016
ISTANBUL 

Hiç yorum yok: