15 Temmuz 2016 Cuma

İstiyorum İstiyorum



Açık ağızlı bebek Tanrı

Bebek başlı olsa da tamamen kel

Ağlar annesinin memesi için

Kuru volkanlar yarılır ve çatlar



Kum aşındırdı sütsüz dudağı

Yabanarısı, kurt ve köpekbalığını işe koyduran

Sümsük kuşunun gagasını tasarlayan babasının

Kanı için ağladı



Kuru gözleriyle, düşkün atası

Yarattı insanı deriden ve kemikten,

Altın yaldızlı taçta ok uçları

Kan gülleri gövdesinde dikenler.



Sylvia Plath

Çeviri : Burcu Aşçı Gözoğlu

Hey Siz ! Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz



Öykü, benim için edebiyatta özel bir yere sahip olmuştur. Zira, roman yazımından da zor ve üzerinde mesai harcanması gereken bir edebi türdür. Birkaç sayfa içinde, okuyucuya olay örgüsünü, karakterlerin duygu ve düşüncelerini aktarıp aynı zamanda okuyucu üzerinde iz bırakabilmek, kolay iş değildir elbet.

Sait Faik, Tezer Özlü, Aziz Nesin, Haldun Taner ve Sabahattin Ali sevdiğim öykü yazarları arasındadır. Açıkçası, yeni dönem edebiyatımızda bu saydıklarımın tadını verebilen bir öykü kitabı ile tanışıklığım olmamıştı uzun zamandır. Ta ki Sel Yayıncılık’tan çıkan Melisa Kesmez’in öykü kitabıyla yolum kesişene kadar.

Tesadüf eseri gözüme ilişmişti. Instagram’da beğenerek takip ettiğim Sel Yayınları’nın sayfasında birkaç kez denk geldim kitap kapağıyla. İsmi, çocukluğumda dedemle ezber ettiğim Western klasiklerinden aşinaydı kulağıma: Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz.

Huyum kurusun, takıntımdır ki, kitap alacaksam- hele ki bir yazarın ilk kitabı ise- azıcık yazar hakkında araştırma yaparım. Hemen hemen aynı dönem çocukları çıktık Kesmez ile, iki yaş var aramızda. Birkaç röportajını da okuduktan sonra, 80lerin son duygusal ve entellektüel fosilleri olaraktan aramda bir bağ kurduğumdan mıdır bilemem, soluğu Kadıköy’de kitabevinde aldım.

Aynı gün başlayıp da bitirdiğim bir kitap oldu Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz. Ve, Melisa Kesmez’in kanımca en büyük başarısı, gündelik hayatın içinde, her daim karşılaştığımız durum ve duyguları aktarmada ki yalınlık ve naifliği. 80lerde doğup da şimdi bizim gibi orta yaşa gelenlerin hayatlarında ıskaladıklarını, savrulmuşluğunu, dönemler arası kalmışlığını, ancak 90larda doğanlara nazaran ciddi duygusal yanımızı, boşvermişlik maskesi ardında içimizde biriktire biriktire buzdağına dönen ve her yol ayrımında kafamızı sivri kısmına çarptığımız duygu doluluğumuz ile nostaljik özlemlerimiz…Ancak, her dört yol ağzında ille de özgürlüğüm diye ayak diretişimiz…

Kesmez, öykülerinde öyle canlı kanlı sunuyor ki size duyguları… Örneğin, kitabı okurken “ doğur kız Ali’den olma çocuğu” diyorum, halası çay demlemeye giderken kitabı kenara koyup ocağın altını yakarken buluyorum kendimi. Yahut, Vita kutularının ardından Maltepe sigarasını alan anneannesi belirirken sayfada ve ilerlerken öykü, derhal anneanneme gidip sarılmak istiyorum. Takma dişlerinin gülümsediği sahnede ben gözyaşlarına boğuluyorum –ve eşim beni tersliyor delirdin mi diye- ertesi gün soluğu anneannemde alıp birer bardak çay içiyoruz Kadıköy sokaklarında. Dergiden istifasını vermesine alkış tutup balkona çıkıyorum bir sigara yakıp ve sövüyorum kapitalizmin gelmişine geçmişine.


Sonra, en nihayetinde kitap bittiğinde ne mi oluyor? Yazın sıcağında yollara düşüp yazarın son kitabı “Bazen Bahar”ı almaya gidiyorum, içimde umut ve zihinsel damağımda leziz öykülerin tadıyla…

BURCU AŞÇI GÖZOĞLU
TEMMUZ 2016

ISTANBUL 

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Bir Ahlak Dersi : Nimetşinas



Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1911 yılında yazdığı romanı Nimetşinas, 19. Yüzyıl İstanbul’unda bir konakta geçer.

Konak sahibesi Talat Hanım’a evlatlık ve yardımcı olarak getirilen Neriman, güzelliği ile evin uçarı beyi Nihat’ın aklını başından alır. Oysa Talat Hanım, tüm ikazlara rağmen Neriman’ı köşkte barındırmaya devam eder çünkü kendisi sadakat konusunda kocasına gözü kapalı güvenmektedir.

Oysa, romanın satır aralarında okuyacağımız üzere Nihat Bey, eşine olan fevkelade düşkünlüğünün ardında, günübirlik ilişkiler yaşayan çapkın bir beydir. Lakin, aile saadetine söz getirtecek şekilde hiçbir hadiseye adı karışmaz. Kitabın bir yerinde bu durumun sorgulaması da yer alıyor. Sadakat nedir, aile kurumuna söz gelmediği müddetçe yapılan kaçamaklar affedilebilinir mi gibi sorulara Hüseyin Rahmi, dönemin kadınlarının ağzından yanıt verir.

Ancak, Neriman Nihat Bey için geliğ geçici serüven niteliğinde değildir. Hasta olup yataklara düşecek derecede tüm aklını genç kız ile oynatmakta olan bey, adeta kara sevdaya düşmüştür. Üstelik, Neriman’ın ahlak ve onuruna düşkünlüğü ile onu defalarca reddetmesi, ona olan aşkını daha da körükler.

Ve bir gün, yeni doğum yapan eşi Talat Hanım odasında uyurken, Neriman’a gidip karsını boşayacağını, kendisi ile evleneceğini söyler. Eşinin şüpheli davranışlarınbdan tedirgin olup onu takip eden Talat Hanım ise kapı ardından tüm konuşmayı duyar. Neriman onu kesin bir dille reddetmiştir. İşte bu yüzden “nimetşinas” tır yani iyiliklere hainlik etmeyecek olan dürüst kişidir.

Ancak, Nihat Bey kurduğu hayalden vazgeçmez ve bu uğurda sinsi bir oyuna başvurur. Güya, ölümcül hastaymışçasına validesinin evine yerleşir. Suç ortağı olan arkadaşı hekim rolünü oynayarak Talat Hanım’a durumu anlatır ve Nerimansız beyfendinin öleceğini söyler. Bunun üzerine Talat Hanım, Neriman’ı Nihat’ın karşısına çıkarır ve ondan beyi ile evlenip üzerine kuma gelmesini rica eder. ( Şimdi, bunun çok büyük sevgi olup olmadığı tartışması var kitapta, üstü kapalı olarak. Şahsen ben bunun gerçek sevgi olduğuna inanmıyorum, bu tamamen zamanın şartlarının kadına bir tür dayatmasından ibaret bir anlayış)

Fakat, bizim nimetşinas Neriman, öyle bir azarlar ki hanımefendisini, Talat Hanım yaptığından utanır. Yürüyüp çıkar gider Neriman hayatlarından. Karı kocaya ciddi bir ahlak dersi bırakıp. Ve onun bu namı her yanda duyulduğunda, çok zengin bir bey kendisiyle evlenmek ister, koca bir konağa hanımefendi olur Neriman.

Hüseyin Rahmi’nin eserlerinde Anadolu yoktur. Onun yerine 19. Yüzyıl Istanbul insanlarının yaşamları olanca sıradanlığı ve gerçekçiliği ile yer alır. Hüseyin Rahmi’nin erken yaşta babasını yitirip, kadınlarla dolu bir konakta yaşamış olmasının ve o dönemki gözlemlerinin etkisi büyüktür romanlarında.

Türk Edebiyatı’nda önemli bir yere sahip olan Hüseyin Rahmi’nin bu eseri, hem akıcı bir dille çabucak okunuyor hem de kimi ailevi konular hakkında düşünmenizi, ayrıca iki yüzyıl öncesini görmenizi sağlıyor.


BURCU AŞÇI GÖZOĞLU
TEMMUZ 2016

ISTANBUL

Laleler İçinde: Emirgan Korusu


Emirgan- İstinye semtleri arasında, Boğaz'a karşı yayılan geniş bir arazidir Emirgan Korusu.
17. yüzyılda IV. Murad tarafından İranlı Emir Güne Han'a armağan edildiğinden, önceleri Feridun Bahçeleri diye adlandırılan yer, Emirgan olarak anılmaya başlanmıştır.
19. yüzyılda ise Mısır Hidivi İsmail Paşa'ya verilen korunun içinde 3 adet köşk yer almaktadır. Günümüze dek ulaşan bu köşkler Sarı Köşk, Pembe Köşk ve Beyaz Köşk diye adlandırılır.
1940 yılında ise kamulaştırılıp park olarak halka açılmıştır.
Bu sene Mayıs ayında, Lale Festivali başladığında, anneannemle beraber kuzenleri de alıp gidelim dedik. Zira, bunca sene İstanbullu olarak koruya hiç adım atmışlığım yoktu.

Harika bir manzara ve bol yeşillik insana huzur veriyor. Fakat, festivalden dolayı mıdır bilmem, öyle kalabalıktı ki, bir ara bulunduğum yerden kaçasım geldi. 

Anneannemin elli küsür sene sonra gençlik yıllarına doğru yaptığı yolculuk da sanırım en keyifli kısmı Boğaz turu ile tarihi Emirgan Çay Bahçesi'nde yedi düvelden arda kalan şehre karşı çaylarımızı yudumlamaktı.

Burcu Aşçı Gözoğlu
Mayıs 2016
Istanbul