27 Aralık 2016 Salı

Sürgün ve Hüzün



Alice Taşcıyan'ın annesinin günlüklerini derlediği '' Bağrıma Taş Bastım'' adlı kitap, okurken sizleri yoracak ve ağlatacak. Hatta çabuk okumakla övünen benim gibi bir kitap kurdu bile, günlerce ilk yirmi sayfadan öteye gidemedi çünkü yaşananları ve o sahneleri sindirmem oldukça güç oldu.
Varvar'ın Fransa'da tuttuğu gerçek günlüklerinin değiştirilmeden aktarılmasıyla ortaya çıkan bu kitapta, gerek bir tarihe tanıklık edecek gerekse yaşamda zor koşullarda bile mücadele etmekten vazgeçmemeyi öğreneceksiniz.

Varvar, Anadolu'da Sebaste ( Sivas) yakınlarında ki Ulaş adlı köyde dünyaya gelen minik bir kızdır. Bu köyün tarihi adı ise Küçük Ermenistan'dır.

Köyünde geçirdiği mutlu dolu çocukluk yıllarını anlatarak başladığı sayfalar, bir anda tarihin en trajik ve acı dolu ağıtına dönüşür. Önce babası katledilir, ardından kadınlar kafile olarak sürgün yoluna çıkarılır. Yaşı on beşten büyük olan Ermeni çocukları ayıklanırken kadınlar kazılan çukurlara anlam veremez. Nihayetinde, evlatlarının vurularak mezarları yerine geçecek olan o çukurlara dolduruluşlarını izleyen anaların feryadını yırtar gökyüzünü... Ben diyorum ki bu topraklarda öyle ah'lar var ki bir türlü düzlüğe çıkamama nedenlerindendir.

Varvar'ın Fransa'da tuttuğu gerçek günlüklerinin değiştirilmeden aktarılmasıyla ortaya çıkan bu kitapta, gerek bir tarihe tanıklık edecek gerekse yaşamda zor koşullarda bile mücadele etmekten vazgeçmemeyi öğreneceksiniz.

Yetimhanede kendisine verilen sade bir yatak, bitlenilmesin diye kesilen kısacık saçlarının üzüntüsünü dağıtır. Düşünsenize, tek bir sade yatak, bir insan için dünyanın en değerli hazinesi oluverir.

Oradan Yunan adaları, derken Fransa'ya yol alan sürgünlüğünde beş yaşındaki Varvar on yedilerinde genç kız olur. Katledilen ve kaybolan ailesinden ablası kurduğu yeni ailesi ve bebekleriyle oradadır. Alfortville denilen semt, Fransa'da bugün bile Armenville olarak anılmaktadır. Çünkü pek çok sürgün yolundaki ya da kılıç artığı diye tabir edilen Ermeni orada kendilerine bir banliyö kurup hayata tutunmaya başlamıştır. Ve ilk yaptıkları sokaklarına çiçek isimleri vermek olur. Zambak Sokağı ve Menekşe Sokağı gibi isimler bile savaşla uzaktan bile alakası olmayan bu üretken ve zanaatkar halkı betimlemeye yetiyor bence. 

Hayata tutunmak demişken, öyle zor şartlarda, karın tokluğuna günde on sekiz saate varan çalışma koşullarıyla, bir insanın dayanabileceğinden pek fazlasına göğüs geriyorlar. Ablası evlerinin bir odasını kiraya verir ve Asadur orada karşısına çıkar. Fark ederler ki aynı yetimhanede bir duvar tarafından ayrılan ayrı bölümlerde ilk gençliklerini geçirmişlerdir. Ablasının da aralarını bulmasıyla bu iki yetim Ermeni, evlenerek kendi yuvalarını kurarlar. Ha bu arada yuva dediysem, ablalarının evindeki bir yatak ve bir masanın sığdığı odadan bahsediyorum. Gazla çalışan minicik bir de ocakları var, üzerinde fasulye ya da bakliyat pişirdikleri. Düşündüm de bizler modern dünyanın arsızları olarak hep daha fazlasını isterken ve elimizdekiler ile yetinmeyip saçma mutsuzluklar yaşarken veyahut sistemin bize dayatması olan hayatlara özenip kendimizi yetersiz hissederken, onlar için minik bir oda yuva olabiliyor ve sonrasında da başka bir banliyöde birinci kat bir eve- rutubetsiz olduğu için- taşınarak sevinç içinde yaşayabiliyorlar. Hiç bir lüksleri yok, Asadur Citroen  fabrikasında püskürtmeli makineyle araba cilalıyor sağlığı için hayli tehlikeli bu işi yapıyor uzun süre, Varvar ise bir Yahudi'den terzilik öğreniyor. En nihayetinde Asadur hasta oluyor ( zaten o tehlikeli işlerde de hep Ermenileri ya da göçmenleri çalıştırıyorlar) ve midesinin yarısını alıyorlar. Altı ay kadar çalışamıyor ama evde boş durmayıp karısından terzilik öğreniyor.

Bu arada ilk bebeklerini birkaç aylıkken kaybediyorlar ve şu cümleleri hayli dokunaklı : '' Gömebildiğimiz ilk aile bireyimizdi.''

Ardından üç bebeği daha oluyor, iki erkek ve bir kız...1939'da patlak veren ikinci dünya savaşı, Nazilerin katledilmesi onlar için daha da korkutucu oluyor zira geçmişin tekerrürünü yaşayacakları tedirginliği ile yılları geçiriyorlar.

Daha da yazardım ancak kitabın neredeyse her sayfası altı çizimlik olduğundan gerisini siz okuyucuya bırakıyorum.

Varvar'ın bizlere hayat dersi olacak ve oturup düşünmemizi sağlayacak pek çok satırı var.

Örneğin şuna bir bakın. '' Çalışmayı bırakmıştım, çocuklarımı parka götürüyordum. Çok fakirdik ama mutluydum.  Mutluluğun bu yaşadığım olduğuna inanıyordum ve bana verdikleri için Tanrı'ya şükrediyordum.''

Bağrıma Taş Bastım, sadece bir halkın öyküsü değil, bir hayatta kalma kitabı... Sürgün ile hüznün yaşam boyu içiçe geçtiği bir gençlikten bir yaşam yaratma mücadelesi...Değerlerimize sahip çıkmayı, küçük şeylerle mutlu olmayı ve şükretmeyi hatırlatan yaşamın acısının içinde mutlu anları yakalamanın bize bağlı olduğunu anımsatan bir başucu romanı. 

Varvar... Ermenice'de Işıldayan demek... Umarım gittiğin yerde sevdiklerinle huzurlu bir şekilde ışıldıyorsundur...

BURCU AŞÇI GÖZOĞLU
ARALIK 2016
ISTANBUL 

Hiç yorum yok: