1 Kasım 2017 Çarşamba

Epiduralsiz ve Epizyotomisiz Normal Doğum Hikayem

Epiduralsiz ve epizyotomisiz normal doğum hikayem:
3 Eylül Pazar günü gayet güzel uyanıp eşimle brunch yaptık, dondurmamızı yedik, Moda Çay Bahçesi’nde oturup gülerek resimler çektirdik. Kısacası her zamanki pazar günümüzdü ve ben gayet iyiydim. Gerçi bir gün öncesinde belimde hafif ağrı vardı ama ayakta fazla durduğum içindir deyip geçmiştim ki zaten bir saat sonrasında ağrımda geçmişti.
20170903_193403
Doğum yaklaştığı için ben annem ve anneannemle kalıyordum. Eşimle birer türk kahvemizi de içtik, bana uyku bastırdı kanepede bir saat uyumuşum. Sonra saat 6 buçuk gibi eşim bizim evimize gitmek üzere evden çıktı. Anneannem de komşudaydı. Yedi gibi tuvalete girecekken külodumun bir avuç ıslandığını gördüm ama çişim de vardı ve muhtemelen tutamadım herhalde dedim. Çamaşır değiştirdim. Yaklaşık 40 dk sonra yine tuvalete giderken aynı şey oldu. İçimden bir ses tuhaflık olduğunu söylüyordu ama filmlerde hep suyun bir anda foş diye geldiğini görürüz ya, o yüzden anlam veremedim. Anneannem eve gelmişti anlattım. Doktorum Berk Bey’i aradım ve çok şansıyım ki bayram tatilinden o gün dönmüştü. Anlattığına göre suyun geliyor da olabilir, hastaneye git alttan muayene edip bana bildirsinler dedi. Belime arada bir adet sancısı gibi saniyelik ağrı giriyordu yani benim için ağrı bile değildi o. Peki ben ne yaptım ? Berk Bey’i aradığımda saat sekizi geçiyordu. Alttan muayene fikri beni ürküttüğü için ” yok yahu çiştir bu” dedim. Bir güzel yemeğimi yedim. Bir salkım kara üzüm aldım, televizyona bakıp onu yerken saat dokuz küsür olmuştu ki yine su geldi. O esnada dakikalara dikkat ettiğimde azıcık adet sancıısnın 20 dakikada 1 geldiğini fark ettim. Biz Berk Bey ile sancılar 10 dk’da 1 olana kadar hastaneye gitmem gerekmediğini konuşmuştuk fakat bana telefonda eğer suyum geldiyse enfeksiyon riskine karşın hastaneye gitmem gerektiğini söyledi.Bu arada eşimle telefonda konuşuyorduk zaten ara ara. Tamam dedim, bu artık çiş filan değil. Misak’ı aradım gelmesi için ki kocam zaten yola çıktım ben taksideyim dedi. Anneannem ile doğum çantamıza bir baktık. Yatak odamda otururken oğlumla konuştum ve son bir resim çektim karnımla. Dostum Aylin doğumda yanımda olacağı için ona haber verdim ama yola çıkma daha, belli değil hele bir kontrol olsun dedim. Çünkü bir yanım hala bir şey olmayacakmış gibiydi ve açıkçası doğuma hazır değildim. 
Başkent Üniversitesi Hastanesi’ne gittik. Bu arada doğum çantamda yok çünkü bir kontrol edilecek diye yola çıkmıştık. Ebe geldi tanıştık, Cihannur ebe nst’ye bağladı ve alttan muayeneyi yapınca şok edici gerçeği söyledi: 3 cm açılma var birkaç saate doğar, yatış yapılsın ! Saat onu biraz geçiyordu bu sırada. Nst’de sancı çıkıyor hem de kuvvetli arada bir ama benim o anda tek hissettiğim hafif bir bel ağrısı. 
IMG-20170905-WA0014
Anneme filan hiç haber vermedik çünkü cidden paniktir kendisi. Sadece Misak, anneannem ve sonradan Aylin vardı hastanede. 
Yukarı odaya alındım. Lavman yapıldı. Ardından yaklaşık on dakika ılık bir duş aldım ki harikaydı. Suni sancı verilmesi gerekiyormuş çünkü suyum sürekli akıyordu ara ara, eğer biterse doğum belli bir saat aralığında olmak zorundaymış. Cihannnur ebe sürekli Berk Bey ile mesajlaşıyor görüntüleri iletiyordu. Söyleyeyim, doktorlar en baştaki süreçte yoklar, çünkü yapacakları bir şey de yok o zaman zarfında, ebeniz sizin yanınızda oluyor. Neyse 11 buçuk gibi suni sancı takıldı ki sancılar kendini belli ediyordu hafiften. Hala hafif diyorum 🙂 Bunun esprisini kocam ebeye şöyle yaptı: Benim karım bir iki saate doğurur, ağrı eşiği çok yüksektir. Öyle mi dedi ebe bana bakıp: Yok ayol, dişçi canlı canlı snirlerime girmişti, gıkım çıkmıyordu, o kadar abartıyor dedim. Ebe de dedi ki: E daha ne olsun hadi bakalım 🙂
Aylin’e haber vermiştim ve saat 12 gibi geldi. Ben tüm hamileliğim de oğlumla dinlediğim Bach G minör’ü açtım. Aylin, harika bir klasik müzik ve soundtrack listesi yapmıştı.
20170904_012258
Ve suni sancıdan yarım saat sonra ağrılar artmaya başladı, geldiklerinde daha uzun kalıyordu. Misak’a sarıldım, ona sarılarak sancıları atlattım. Kollarımı Misak’a dolayıp iki yanıma dans eder gibi gidip geldim. Kocam espri yapıp moralimi yüksek tutmaya çalıştı hep, başımı ona yasladığımda sevgiyi hissedebiliyordum. Okuduğum doğal doğum kitaplarında sancı anında sevgi sözleri ve sevgiyi hissetmenin öneminden bahsediliyordu. Ve gerçekten işe yarıyor.
IMG-20170904-WA0000
Açılma 1 saat içinde 5 cm olmuştu. Ebe epidural için ameliyathanenin hazırda beklediğini, istersem gidebileceğimizi söyledi. Ama önceden Berk Bey ile konuşmuştuk, 6-7 cm olunca almam daha iyi demiştik. Ayrıca ağrının şiddetlenmesine rağmen üstesinden gelebiliyordum. Aylin’in ellerini tutup ağaç misali salınıyordum. Nefes alıp veriyordum ve aklımdaki tek şey Berk Bey’in bana doğum öncesi söylediği şu cümleydi: Sancı gelecek ama unutmak geçecek. Bu geçici bir şey. ” 
Beni en zorlayan şey nst cihazına bağlanırken yaklaşık yarım saate yakın yatakta yatmaktı. Çünkü yatarken sancıyı karşılamak çok zor. Artık saat 1 buçuğa geliyordu, alttan bir yandan su akıyor bir yandan da çok güçlü sancılar geliyordu üstelik aralıkları azalmıştı. Nst’ye bağlıyken yalvardığımı hatırlıyorum, lütfen beni ayağa kaldırın dayanamıyorum dedim. Berk Bey geldi hastanede şimdi yanımıza geliyor dedi. Aylin sürekli elimi tutup saçlarımı okşuyordu. Ve ben tüm konsantremi klasik müziğe vermiştim. Ayrıca birazdan epidural alacaktım ve her şey daha rahat olacaktı. 
Berk Bey odaya girdi, nst’ye baıp beni nst’den çıkardılar, nihayet ayağa kalkabildim.Alttan muayene yaptı ve 8-9 cm açıldığımı söyledi. Epidurale gidelim dedim ve işte şok edici gerçek: Bu saatten sonra epidural yapamam. Son faza geçtik artık. O noktada ben kontrolümü yitirdim. Adama tutunmak istedim Beeerk epiduraaal dedim, bırakın beni sanırım bayılacağım dedim, panik oldum. Yaklaşık 15 dk kendimi kaybettim ve kusuyorum dedim. Kırmızı mor bir şeyler kustum. Hatta odanın ortasına kusmaktan utanacaktım Berk Bey hadi kus dedi. Anneannem kapının ordaydı. ” Kan kusuyorum” dedim, ebe Cihannur güldü ” sen ne yedin akşam ” dedi. Anneannem ordan seslendi: Kara üzüm yedi. Meğersem doğumun son aşamasına gelinince kusmak çok doğalmış. Ve kendinizi kaybedebiliyorsunuz. Berk Bey demişti, 7-8 cm artık pes etme noktasıdır, bir an gelir yapamayacağım dersin ya işte o en son noktadır. Her zamanki gibi yine dediklerinde haklıydı. Ebe beni soydu, yardımcı hemşireyle beraber ılık bir duş aldırdılar. Cidden büyük rahatlık ! Aslında suni sancı takılı olmasa sürekli duşta kalabilirmişim ama suni sancı olduğundan duşta geçiremedim. Son etapta suni sancıyı kestiler. Duşta yaklaık 10 dk kaldım, ” ne olur beni hemen çıkarmayın” dedim. Ebe de güldü: Burda mı doğuracaksın? Duşta doğum bizi biraz zorlar dedi 🙂

Ve duş çıkışı hazırdım, 9-10 cmlik açılmam vardı. Sancıdan iki büklüm olduğumu ve yere yatıp köpek pozisyonunda rahatladığımı anımsıyorum. Giydirildim. Berk Bey, kocam Misak’a demiş: Çok şanslı, bu kadar hızlı bir ilk doğum, açılma tamam.” Ve Aylin elimi tutarken, gözlerimi kapadım, klasik müzik ve nefese yoğunlaştım, doğumhaneye indik. İnanın doğumhanenin hangi katta olduğunu filan sonra öğrendim, dünya umrumda değildi o sırada, gözlerim kapalı, sancıları karşılıyordum.
Doğumhaneye alındığımda bir süre herkesi dışarı aldılar, hazırladılar beni. Anneannem ile Misak kapıda bekliyordu. Aylin diye sayıkladım , nihayet Aylin içeri alındı. Aylin sağ yanıma geçip elimi tuttu, saçlarımı okşadı, müzik çalmaya devam etti telefonundan. Odada birkaç kişi daha vardı sanırım yenidoğan hemşiresi doktoru vb. Berk Bey şöyle dedi: Eğer istediğim gibi ıkınırsan 10 dakikalık işimiz var. Yok hayır, benimki 40 dakika sürdü, 3e yirmi kala gibi doğumhanedeydim, tam karşımda saat duruyordu. Ve Berk bey dedi ki: Biz  sen yönlendireceksin. Sancı geldiğinde söyle, ve biraz bekle şiddetlenince tüm nefesini tut ve büyük tuvaletin var gibi ıkın. Evet bunu biliyordum, eğitimde ve kitaplardan öürenmiştim. Ara ara düzgün ıkındım fakat ister istemez ıkındığımı zannederken karnımı şişiriyormuşum. Alt bölgemde ciddi bir yanma hissediyordum. Misak aralık duran kapıdan bakıp izliyormuş, Berk Bey demiş: Napıyorsun orda, ya gel ya da çık”. Bir ara Berk Bey dışarı çıkıp bilgi vermiş: Karnını şişirip durmasa, çoktan doğuracak. Sancı arasında nefes alıp veriyordum kısık kısık. ” Nefesini böyle boşa harcama, ıkınmaya sakla ” dedi Berk Bey. Bir ara ebeyi kendi yerine aldı ve sanırım Cihannur’a karnıma nasıl basıtracağını gösterdi. Cihannur ebe, dirseğiyle göğüs kafesimin altında bastırdı. Aylin bana cesaret veriyordu: Evet Burcu, oluyor, yapacağız , devam et gibilerinden. Susadığımı hatirliyorum çünkü yatış yaptığımdan beri su vermmeişlerdi. Lütfen dedim dudaklarım çatladı. Ebe, dudaklarımı ıslak pamukla sildi. Bu arada Berk Bey ve diğerleri sancıyı beklerken sohbet ediyorlar. ” İki mayomu da tatilde unutmuşum.” dedi Berk Bey birilerine sonrada dönüp bana ” Görüyorsun Burcu Hanım, herkesin derdi başka” dedi. Beni rahatlatmaya çalışıyorlardı ama ben ses istemiyordum, şşşşt diyordum sürekli susun anlamında, susuyorlardı. Berk Bey bir ara Aylin’e çaldığı müzikleri sordu. Tabi buralar çok hayal meyal bende, çünkü tamamen nefese odaklanmıştım. Sadece bir ara ” epizyootmi yaparken uyuşturun” dedim ve Berk Bey ” epizyotomiye gerek yok doğal akışına kalacak” dedi.
Bir ara koluyla geliyor gibilerinden bir şeyler duydum sanırrım tam anımsamıyorum. Sancı geldiğinde ebeye geldi diyordum, Berk Bey bekle diyordu, ve saaniyeler sonra sanırım elini içime sokuyordu. Ve nihayet böyle devam eden süreçte, son şiddetli sancımda Aylin elimi sıkıca tutarken bana ” Evet Burcu, yapabilirsin, hadi bakalım, geliyor şimdi” diye moral verdi. Tüm nefesimi tutup büüyk tuvaletimi yapar gibi ıkındım. Hissediyordum yanmayı, bir daha ıkındım, Berk Bey ” evet işte böyle bir daha” dedi ve son gücümle bir kez daha ıkındım. Neden o anın adına ateş çemberi dendiğini anladım. Çünü yangın gibiydi ve içimden balık gibi bir şeyin kaydığını hissettim. Saat 3.30’da oğlum kucağımdaydı. Ve bitmişti. Evet, ciddiyim, bir anda tüm acı geçti ve gitti. Biliyordum vücudum tüm sevgi hormonlarını ve endorfini üst düzeyde salgılıyordu o anda, o yüzden acı yoktu. 
Kollarımın arasında oğlum varken, Berk Bey ufak bir yırtığım olduğunu, 4-5 dikiş atacağını söyledi ve iğne yaptı alt bölgeye. Bir kez daha ıkın dediğinde plasentamda çıkmıştı. Bunların hiçbirini hissetmedim bile. 
Kocam Misak, kapının aralık kısmından tüm süreci izlemiş ve oğlumuzun çıkış anını görmüş. ” Berk Bey’in iki eli içerideydi zaten” dedi. Göbek kordonu o kadar uuzndu ki iyi ki karnımda daha fazla durmamış oğlum, belki dolanabilirmişte.
37. haftada kendi isteğiyle, ve benim aylardır imgelediğim şekilde, kolayca dünyaya geldi. 50 cm boyunda ve 3.100 gr ağırlığında sağlıklı bir bebek 🙂
Yıkamadılar oğlumu, ki bu da çok hoşuma gitti. Çünkü okuduğum doğal doğum kitaplarında bebeğin verniks ile kalmasının ve vücudun onu iyice emerek tüketmesinin sağlığından bahsediliyordu. Ayrıca sadece ben odama çıkana kadar uzak kaldık. Bir diğer güzel şey de kimi hastanelerdeki gibi bebek odasına getir götür yapmıyorlar, ilk saatten itibaren hep odamızdaydı. 
20170904_113659
4 çeyrek gibi odamdaydım, hemen su içtim,oğlumu getirdiler ve emzirdim, kolostrum alması çok önemliydi. Saat 6’da kahvaltı getirdiler kurt gibi açtım hepsini yedim. 
5 Eylül öğlen vakti de taburcu olup eve geldim.
Aylin, 4 bucuk gibi eve döndü. Canım dostum, tüm süreçte harika bir iş çıkardı. Bana hep sevgi ile yaklaştı, saçlarımı okşadı, ve müzik listesi on numaraydı.
Anneannem, benim birtanem, mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Her daim dirayetli bir kadındır, galiba ona çekmişim.

Berk Bildacı, gerçekten harika bir doktor. Onun rahatlığı hamilelik boyunca kendimi bana da rahat hissettirdi. En son randevumuzda, 29 Ağustos’ta yorgun gözüküyordu, sabaha karrşı doğum yaptırdım demişti. İlk doğumuydu 1’de geldi 5 buçukta doğurdu umarım sende öyle olursun demişti. Çok içten dilemiş galiba ki aynen öyle oldu 🙂
Kocam Misak, seni çok seviyorum. Kan görmeye dayanamayan ve iğne bile olmaktan kaçınan kocam, lohusa külodumu değiştirdin, doğum sancılarında espri yapıp güldürmeye çalıştın ( gülmek rahim açılmasını kolaylaştırıyor diye okumuştuk) ve sancının en şiddetli yerinde sese bile tahammül edemediğim noktada midesine yumruk attım:) Oğlumuzun doğum anını gördü, hastane odamızda uykusuz başımızı bekledi, sevgisiyle daima yanımdaydı. Ve bugün bir haftalık olan oğlumuza bakarken de hep yanımda. Geceleri süt sağıp bıraktığımda beni bir iki saatlik uyutup kendisi bebeği doyuruyor. Biz olmanın en güzel halini yaşıyoruz. 
 NOT: BU YAZIYI ARAT BIR HAFTALIKKEN YAZMIŞTIM ŞU AN 2. AYINI BİTİRMESİNE GÜNLER KALDI. RESMEN ZAMAN GEÇİP GİDİYOR...
BURCU AŞÇI GÖZOĞLU
KASIM 2017
ISTANBUL 

6 Temmuz 2017 Perşembe

Bir Ada Hikayesi: Gözyaşı Konağı


Şebnem İşigüzel, eski öğrencilerimden Tamar Çıtak'ın annesi.Ki, bu gerçeği kitabı aldıktan birkaç gün sonra tesadüfen öğrenmiş oldum :) Bu, kendisinin yazın hayatıyla ilk tanıştığım eseri oldu. Kitabı alırken hem kakap hem de arka kapaktaki yazı dikkatimi çekmişti. Ayrıca, tarihsel kurgulara oldukça merakım vardır.

Olayımızın kahramanı Vuslat Emine, burjuva bir Osmanlı ailesinin üç kızından biri. Günün birinde hamile olduğu anlaşılınca, konak kadınlarının gizli bir kararıyla, Büyükada'da yapımı devam eden köşklerine sürgüne yollanır. Bebek doğuncaya kadar orada kalacaktır. Sonrasının ne olacağını anneleri de bilmez ya da sonradan öğreneceğimize göre planlamıştır fakat bunu açıklamaz. Emine ise bebeğin babası konusunda ser verip sır vermemektedir.

Evdeki yardımcılarıyla birlikte belirmeye başlayan karnıyla adaya giden genç kız, burada sonradan siyasi bir kaçak olduğunu öğreneceği Mehmet ile ilk görüşte aşk yaşar. Doğum gerçekleşene kadar Mehmet ona dokunmaz, birbirlerine yaşamlarını anlatıp, sırlarını paylaşarak ve yoğun duygularla geçen günlerde buluşmalarıyla aylar birbirini kovalar.

Bu arada, ada sakinleri arasında da hamileliği konuşulmaktadır. Bir vakitler, annesinin ve kardeşlerinin peşinden ayrılmayan kadınlar, bir anda onu gözden düşürmüş, dedikodu malzemesi yapmış ve hatta sokakta bile pervasızca laf söyler olmuşlardır. Kendi annesi ise, komşu kadın aracılığıyla kızını zehirlemek için şerbet yollatmıştır. 

İşigüzel, romanda dönemin toplum baskısını, burjuvanın ikiyüzlü yapısını, kadın ve erkek arasında yer alan uçurumu gayet başarılı bir şekilde yazıya geçirmiş. 

Kitabın sonunda sağlıklı bir oğlan doğuran genç kadının, Mehmet ile evlilik yolunda adım atmaları acaba mutluluğu getirecek mi? Yoksa, kaçınılmaz ve ölümcül bir son mu bekliyor onları ? Kimden ve nasıl hamile kaldı ? Tüm bunların cevabı , bir solukta okuyacağınız sayfalarda yer alıyor. 

Eğer tarihsel romanları seviyor ve bu sıcak yaz günlerinde akıcı bir roman okumak istiyorsanız, Gözyaşı Konağı raflardaki yerinde sizleri bekliyor .

Burcu A. Gözoğlu
Temmuz 2017
Istanbul 

8 Haziran 2017 Perşembe

Taşra'dan Bizlere Uzanan Gerçeklik: Peri Gazozu



Peri Gazozu kitabını sosyal medyada epeydir görüyordum ancak itiraf edeyim ilk başlarda pek ilgimi çekmemişti. Bir de benim sosyal medyada sürekli dönüp dolanan kitaplara alerjim var sanırım. Yani, ancak üzerinden belli bir süre geçtikten sonra, kendim giidp de kitabevinde dolanırken keşfedersem alabiliyorum. Ayrıca hep söylediğim bir şey var ki her kitabın bir vakti olduğu gerçeği. Örneğin, herhangi bir mevsimde alıp da -nedense okuyamadan- kenara koyduğum ve üzerinden birkaç mevsim geçince elime alıp da bir solukta okuduğum pek çok kitap var kütüphanemde.

Geçenlerde başka bir kitap almak için kitabevine gitmişken, öykü bölümüne de göz attım çünkü öykü okumak cidden çok hoşuma gider. İşte o gün Ercan Kesal'ın Peri Gazozu ile yolum kesişti. İyi ki de öyle oldu zira bir iki gün içinde bitirdiğim bu kitap, beni derinden etkiledi.

Öncelikle, tamamen gerçeklere dayanıyor olması en çok hoşuma giden yanıydı. Dahası, Kesal'ın anlatım dili çok akıcı ve enfes nitelikte. Ayrıca kurgu yönü de oldukça kuvvetli. Elbette, her şeyden öte, bir çocuğun gözüyle taşranın gerçekliğinin aktarıldığı sayfalarda, o çocukla beraber büyüyor ve bir ergenin, delikanlının ve hekimin gözünden kasaba yaşantısının tüm yönlerini adeta film gibi izleyebiliyorsunuz. Evet, bu son benzetme gerçekten yerinde oldu, Kesal'ın hikaye kitabı tam bir film tadında olmuş.

O kadar çok yerde yüreğim tıkandı ve gözlerim doldu ki anlatamam. Öykülerden örnekler vermeyeceğim, yaşama dair aklınıza ne gelirse bu sayfalarda mevcut. Kesal, Türkiye'nin acı gerçeklerini de olanca yalınlığı ve vuruculuğu ile gözler önüne seriyor. Nefesinizin tıkandığı sayfalarda bağıırp çağırmak istiyorsunuz. Sonra, öyle bir an geliyor ki, çok naif yönleriyle bir ilişki ya da taşra olayı ele alınıyor ve içiniz yumuşayıveriyor.

Demem o ki, hikayesever biriyseniz, Peri Gazozu kütüphaneniz de yerini almalı.

Burcu A. Gözoğlu
Haziran 2017
Istanbul 

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Topkapı Palace / Topkapı Sarayı : Tarihte Yolculuk

Eşimle Pazar gezmemizde Topkapı Sarayı vardı. Ben birkaç sene önce kız arkadaşımla gezmiştim, eşim ise yaklaşık on beş yıldır gitmemişti. Hazır havalar güzelken, yavaş yavaş gezinelim dedik.
Fakat, eşeltireceğim nokta şu oldu. Giriş 40 lira ki öğrenciler ve emekliler için bence pahalı bir ücret. Ve içeri girdiğinizde en önemli bölümlerin restorasyon nedeniyle kapalı olduğunu görüyorsunuz. Bence bunu en başta bilet gişesinde söylemeleri daha mantıklı olurdu. Örneğin padişahların odaları bölümü kapalı. Gerçi ben geçen senelerde görmüştüm ancak yeni gidecek olan pek çok kişi hayal kırıklığı yaşayabilir. 

Saray mutfağı beni çok etkiledi. Helvahane deyip geçmemek lazımmış, orada tüm reçeller, helvalar, tatlılar, mumlar ve ilaçlar yapılıyormuş. Yaklaşık 6 tane aşçıbaşı ve 100'e yakın yardımcı çalışıyormuş. 

Kutsal emanetler ile silahlar bölümünde fotoğraf çekimi yasaktı. Orada Osmanlı döneminde kullanılan silahlar ile padişahların özel zırhları ve kılıçları bulunuyordu.

Misafir kabul odası, sünnet odası ve yabancıları kabul ettikleri diplomasinin görüşüldüğü odalar hemen hemen birbirinin aynı tarzda dizayn edilmişti. Fakat, tavan süslemeleri ve minyatürlerdeki ince işçilik gerçekten etkileyiciydi.

Yine mutfak bölümünde kullanılan eşyaların zariflik ve ihtişamı büyüleyiciydi. Gerçi, zanaat olarak bakıldığında muhteşem, ancak o dönemlerde paranın ne kadar gereksiz yerlere harcandığı da ayrı bir konu olarak gözünüzün önünde yer alıyor.

Harem bölümü ücretliydi. Ekstradan 25 lira ödemeniz gerekiyor ve restorasyonda, sadece minik bir bölümü açıktı. O yüzden biz girmedik. Bahçeyi dolaşıp Boğaz'ın harika manzarasını seyretmek bence sarayın en güzel tarafıydı.

Restorasyon öncesi gezdiğim diğer yazım için tıklayabilirsiniz  :)

Burcu A. Gözoğlu
Mayıs 2017
Istanbul