24 Ocak 2017 Salı

Bir Grip İki Kitap


Merhaba,
Pek yazamadığımın farkındayım zira tam dört gündür üst solunum yolu enfeksiyonundan muzdarip bir halde yatak döşek yatmaktayım. Cumartesiden beri haşır neşir olduğum grip beni sürekli uyutup, yatakta dinlendirirken, eşimin hazırlayıp başucuma getirdiği karabiberli çay, ıhlamur ve meyveler bir nebze işe yaradı elbet. Gözlerimi açtığım anlarda da sıcacık yatakta uzanıp tüm gün kitap okudum ( okumaktayım)

Zülfü Livaneli'nin pek çok kitabını okuyup da Serenad'ı bu vakte kadar okumamak olur muymuş demeyin efendim. Oluyor.. Ben kimi kitapların kendi vakti olduğuna inanırım. Misal, yıllar yıllar önce Mungan'dan Üç Aynalı Kırk Oda'yı birkaç kitapla beraber almıştım ancak kitaba yaklaşık iki sene sonra başlayıp müthiş etkilenerek bitirmiştim. Araya pek çok kitap girmişti elbet. Serenad'da aynı vakitsizlikten nasibini alanlardan. Ancak, iyi ki şimdi okumuşum diyorum, çünkü memleketin içinde bulunduğu hal ve dünyanın sağ görüş zihniyetiyle kendini yitirmeye başladığı ortamda, kitap çok daha etkili oldu. Nadia ile Max'in kaderine  mi ağlasam, Mari'nin geçmişine mi yansam, Ayşe ninenin derede yitip giden ailesine mi ağıt yaksam yoksa devletler arası sessiz ama utanç dolu anlaşmalara mı böğürsem bilemedim. Sanırım, hepsini birden yaptım satırları okurken. Faşist zihniyetlerin katliam ile ideolojilerini ayakta tutma çabasında, halkların suskunluğunun da fazlasıyla payı vardır. Max'in bir yerde söyledği cümle çok da anlamlıydı: Tek bir Alman'ın yapacağı şeyin ne kadar önemi olabilirdi ki? Bireysel iyi niyetten öteye gidemez. Oysa, örgütlü olunmalıydı. ( net cümle bu değil, zira kitap kütüphanemde ve aklımda kalanı özet geçtim) Tüm devirlerde değişen bir şey olmadığını görmek ise, insanlık adına gerçekten acı verici. Velhasıl, aradığınız tarihi gerçeklik, kurgu, aşk ve etkileyici bir şeyse lütfen Serenad'ı kitaplığınıza ekleyiniz.

Zweig hayranlığımı bilen bilir. Esasen geçen hafta Karmaşık Duygular kitabını okuyup bitirmiştim ancak onun hakkında cidden detaylı bir yazı yazmam icap ettiğinden, dün okuyup bitirdiğim Yakıcı Sır'ı yazıya dahil etmeye karar verdim.

Sosyetik ve çapkın bir baron, bahar izninde pek de kalabalık olmayan tatil beldesine gelir ve aradığı boş günlerini keyiflendirmeye yarayacak zararsız bir flörttür. Tüm gün kimseyi görememenin sıkıntısından patlarken, beklediği av, akşam yemeğinde karşı masasına oturur. Evli ve çocuklu kadın kahramanımız; oğlu ile salonda yerini almıştır. O andan itibaren avına yaklaşmanın yolunun kadının oğlundan geçtiğini düşünen baron, tatilin ilk günlerinde oğlanın güven ve sevgisini kazanır. Öyle ki, ergenliğe adım atmaya hazırlanırken büyükler tarafından takdir edilmeyi arzulayan oğlan, barona karşı büyük bir sevgi besler ve gün geçtikçe annesiyle ilgilenen baronu kıskanır. Zaman ilerledikçe, annesi ile baronun kendisinden bir sır sakladığını düşünüp onların oyununu bozmaya adar kendini. Sonuç ise gerçekten harika... Yaşı geçmekte olan bir kadının güzelliğinin son demini bir aşkla mı heba etmesi yoksa kendini çocuğuna mı adaması gerekir düşüncesinin de altını çizen Zweig, yine psikolojik analiz dehasını satırlara dökmüş. Okumanızı tavsiye ederim. İnsan benliğini kanımca Dostoyevksi ve Tolstoy'dan sonra en iyi çözümleme yetisine sahip yazarlardan birisidir.

Sevgiler ve sağlıklı günler :)

Burcu A. Gözoğlu
Ocak 2017
Istanbul 

7 yorum:

sessizkaldım dedi ki...

Öncelikle Çok geçmiş olsun Burcu Hanım o dert bende var son 3 dür çekiyorum:)) Güzel kitaplara Benziyor aklımda kalsın Sevgiler :)

Burcu Gözoğlu dedi ki...

Cok tesekkurler ve size de gecmis olsun :)

Daha Mutlu Yaşam dedi ki...

Çok geçmiş olsun.Serenad benim de zevkle okuduğum bir kitaptı...

Esra Takım dedi ki...

geçmiş olsun, Serenad en sevdiğim kitaplardan biridir, diğer kitabı okumadım ama Stefan Zweig'ın başka kitaplarını okumuştum :)

Hazal'ın Dünyası dedi ki...

Geçmiş olsun.. bende livaneli okuruyum. Stefan Zweig in bir kitabını almıştım. Sevmediğim için ikinci bir şans vermedim hiç. 😆😣💖

deeptone dedi ki...

geçmiş olsun. livaneli okumadım hiç ama bizim ülkede bir zweig hayranlığı başladı. noldu ki birden sabahattin ali gibi keşfettik galiba sanki diy mi :)

Burcu Gözoğlu dedi ki...

Livaneli mutlaka tavsiyemdir,yazin tarzi kurgusu ve akıcılığı ile çok başarili bir yazar...bundan 20 yil once zweig okuduğumda cok etkilenmistim kimi eserlerini 20 sene sonra farkli gozle okuyorum. Aslında keşfedilmedi bilen zaten biliyordu popüler oldu. Çünkü pek cok faktör var; klasikler daha pahaliydi iş bankasi buyuk bir basariya imza atip hem uygun fiyata hem de genclere de hitap eden kapaklar tasarladı ve elbet sosyal medyanin gücü...