9 Ocak 2017 Pazartesi

Hayat Işığım: The Light Between Oceans







Geçenlerde kar yağışı nedeniyle evde kalınca, ne izlesem diye internette gezinip durdum. Tarihi ve savaş dönemi filmlerine karşı ilgim olduğundan Hayat Işığım adlı film ilgimi çekti. Koydum bir fincan kahve ve başladım izlemeye...
Yönetmenliğini Derek Cianfrance'nin yaptığı ve başrollerinde Miachael Fassbender, Alicia Wikander  ve Rachel Weisz'ın paylaştığı 2016 yapımı bu dram türündeki film, oldukça etkileyiciydi.

Birinci Dünya Savaşı'nda Fransız cephesinde dört sene savaşan ve bunun sonucunda ağır travma geçiren Tom, kendi isteğiyle Avustralya'da ıssız bir adada deniz feneri bekçiliğine talip olur. Önce geçici olarak girdiği bu meslek, eski deniz feneri bekçisinin ölümüyle, kalıcı hale gelir. Bu arada kasabada evlerine misafirliğe gittiği ailenin kızı Isabel ile aralarında önce platonik daha sonrasında mektuplaşmalarla devam eden bir aşk başlar. 

Tom'un dışarıya kapalı olan iç dünyasını açtığı ve yeniden ''yaşamı hissetmeye'' başlamasını sağlayan Isabel, ıssız adada onunla doğa içinde yaşamaya dünden heveslidir. Aralarında saf bir sevgi yeşermiştir. Birkaç ay sonra kasabada sade bir törenle evlenip, adaya doğru yola çıkarlar.


Isabel'in hamileliğiyle gayet güzel günler geçirirlerken, bir gece fırtına patladığında Tom deniz fenerinde nöbetçidir. Sinirlerimin zıplayıp tavan yaptığı sahnelerden biri bu esnada gerçekleşir. Isabel'in erken doğum sancıları başlar, ne yapacağını bilmez bir halde, kanaması başlamışken, pencereye doğru koşar. Tom diye seslenmektedir ancak Tom, deniz fenerindeki odasında nöbette olduğundan hiç bir şey duyamaz- ki o da o esnada evlerinin penceresine bakmaktadır. Fırtınalı havada Isabel daha fazla dayanamayıp, deniz fenerinin merdivenlerini - rüzgarın sertliğinden zorlanarak- çıkıp demir kapıyı yumruklasa da , dışarının korkunç uğultusundan hiç bir şey duyamaz Tom. Ve ancak sabah nöbet bitimi kapıyı açtığında baygın karısını bulur. İlk bebekleri ölmüştür.

Kasabaya ve doktora gitmek istemeyen Isabel'n bu davranışı kanımca saçmaydı diyeceğim ama o dönem kadınları için düşük utanç verici bir olgu olduğundan- ki bunu da filmde dile getiriyor- belki anlayaışla karşılamak lazım.

Ve bir diğer gebelik de aynı şekilde, doğuma az kala erken sancılarla düşükle sonuçlanır. Psikolojisi tamamen alt üst olan Isabel, günlerini iki bebeğinin mezarı başında geçirirken, Tom sevdiği karısına elinden geleni yapmaktadır. O esnada, uzaklardan kıyoya doğru sürüklenen bir kayık görürler. Hemen sahile yardım için koşarlar. Kayıkta, ölmüş bir adam ile ağlayan bir bebek bulunmaktadır. Isabel bebeği alıp yıkar sarıp sarmalar, minik kıza gözü gibi bakar. Kasabaya inip olayı polise bildirmek için yola çıkan kocası Tom'u durdurur. Bu minik bebeğin onların olabileceğini, adamın zaten öldüğünü ve kimsenin bir şey bilmesine gerek olmadığını söyler. Üstelik kasabadakiler de onun hamileliğini bildiği ve birkaç ayda bir kasabaya indiklerinden herkesin buna inanacağı konusunda kocasını ikna eder. 

Tom, çok sevdiği karısını kıramaz ve Lucy adını verdikleri kızlarıyla mutluluk dolu beş sene geçirirler. Ta ki bir gün bebeğin vaftizi için indikleri kasabada, kilise bahçesinin mezarında Tom, ağlayan bir kadın görene kadar...

Kadının üzüntüsünden etkilenen Tom, kadının ardından mezar taşına bakar. Orada, Hannah'nın sevdiği kocası Frank ve bebekleri Grace'in adı yazmaktadır. Altındaki çarpıcı notta ise denizde kayboldukları belitilmiştir. İşte, o noktadan sonra Tom ile Isabel'in yaşamları eskisi gibi olmayacaktır.

Sonsuz bir sevgi ve bağlılık, dürüstlük, annelik kavramı ve sadakat üzerine kişiyi düşünmeye de sevk edecek dram dalında başarılı bir filmdi bence. Elbette kimi eksik yönleri de vardı fakat, benim kanımca pek çok filmin dikkatli bakıldığında eleştirlecek noktaları oluyor. Önemli olan bunlar az sayıdaysa, çok da takılmayıp, filmden keyif alabilmek. Bu filmde başroldeki Fassbender ile Wikander duygularını yansıtma konusunda gayet başarılı bir oyunculuk sergilemişler. Dönem filmlerinden de hoşlanıyorsanız, bu karlı günlerde Hayat Işığım'ı izlemenizi tavsiye ederim.

Burcu A. Gözoğlu
Ocak 2017
Istanbul 


6 yorum:

KİTAP EYLEMİ dedi ki...

alındı , anlaşıldı :D şu anda karla alakalı bir romantik takılma eğilimim var , bakarım buna da :D

Burcu Gözoğlu dedi ki...

:)

deeptone dedi ki...

fassbender pek severim taam izlerims :) son yazımdaa çekilişiin :)

Burcu Gözoğlu dedi ki...

Gördümmm ve yorum yazdim lay lay lom :)

Senden Benden Bizden dedi ki...

Soğuk bir Ankara'da hasta yattığım günlerde hangi filmleri izlesem diyordum bende... İlaç gibi oldu :)) Teşekkürler.

Burcu Gözoğlu dedi ki...

Rica ederim karlı gunlerde film keşfi iyi oluyor :)