27 Ocak 2017 Cuma

Şiir Üzerine...



Şiir ile yoğurulan bir yaşamın çapraşık yollarından geçtim. Kimi vakit yabancı şiirleri çevirirken uzak bir hikayenin tünelinden çıktım ışığa, kimi vakit kapımı çalan kendisiydi mısraların, bol tütünlü gecelerin kadranında. En çok da şiir olduğum güzler düşer dimağıma, esrik ve lirik kirpikli...


Yazı yazmanın nicesi vardır. Deneme, makale, günlük, öykü ve roman. Acemi ya da profesyonel- fark etmez- bu yazın türlerini seçer veya bilinçli seçmeden siz, oturur anlık tümcelerle ya da önden araştırma yapıp düşünerek yazarsınız. Lakin, şiir öyle değildir. Şiir, sizi yazar...


Onun kendine has bir vakti vardır, şairi umursamayan. Sabahın kör şafağında demli çay buğusunda da gelebilir, içsel üşümüşlüğünüzü bir kadeh şarap ile ısınmaya gayret ettiğiniz yalın bir akşamda da usunuzu çalabilir. Velhasıl-ı kelam, bir defter ile bir kalem yoldaşıdır her yerde şairin.


Matematiksel hesaplar ya da bir roman taslağının inşaası gibi hesap kitap işi değildir şiir. Giriş, gelişme, sonuç üçgeninden bapımsız bir uzaduyumum hırçın zarafeti vardır özünde. Ah, öz dedim değil mi? İşte, o öz'ünü her şiir yazana bahşetmez. Bu sebeptendir ki, şiir yazanlar ayrıdır, şairler apayrı...


Bir şiiri siz bitiremezsiniz. Kimi vakit on dakika içinde duyum-dimağ ve defter- kalem anaforunda ortaya bir başyapıt çıkarken, kimi vakitse kitaplık rafında bekleyen dizeler aylar sonra çağırır sizi. Çünkü, bitişini en iyi o bilir. Ve tamamlandığını size öyle bir haber verir ki, o noktada şiirden ne bir dize çıkarmak ne de ona bir harf eklemek mümkündür. Arının peteğini yapışındaki akıl almaz sır gibi, şiir de bilir mayasına noktanın ne vakit yaraşacağını.


Düz yazı- elbette ki erek odak çeviri gerektirdiğinden belli zorluğu vardır- ile kıyaslandığında şiir çevirisinin tehlikeli ve meşakkatli olmasının nedeni ise sahibi olduğu yoğun ruh'tur. Tehlikelidir, çünkü sadece şairin dimağından değil, gönlünden, mevsimlerinden, içinde bulunduğu toplumdan, yolunun kesiştiği insanlardan ve tüm bunların betimsel süzgecinden geçiyorsunuzdur. Bunun aktarımı öyle keskin kılıçtır ki ya esas şiiri öldürüp bir yenisini yaratmış olursunuz veyahut esas kelimelere sadık kalarak biçimsel bir doğruluk adına ruhunu metamorfoza uğratmış olursunuz. Meşakkatlidir çünkü sizden siz'i ister ancak kendi mısralarına dokundurtmadan.


Şiir, dil zenginliği ister. Bu nedenle mitolojiden klasik edebiyata, çağdaş yazarlardan halk ozanlarına dek çok geniş yelpazede sizden okuma aşkı ve kültür birikimi bekler. Bu ikisinin yıllar süren sonucunda ise zengin bir dil haznesine sahip olursunuz. Ne kadar çok kelime bilirseniz, duygu ve düşün aktarımınızı soyutlama ve betimleme esnasında o kadar çok seçeneğiniz olur.


Biçim biçimdir. Sembolist de olabilir postmodern de... Ya da hiç bir şey olmamayı seçebilir. Sayfalar ve bölümlerden oluşabileceği gibi tek bir cümleye de sığdırabilir insanlığın izselliğini.


Her yazar şair değildir. Ama inanın her şair bir yazardır. Burada şair derken, kelimenin en dolu anlamıyla hakkını veriyor ve şiir yazmayı seven/ şiir yazan bireyleri bu ismin dışında bırakıyorum. Şarkıcı sayısı fazla olabilir lakin ses sanatçısı hakikaten azdır. Bu misalden yola çıkarak kavramların gerçek bir sanatçı için ne denli dolu olduğunu ve yanlış kullanılmasının gerek o kavramın nitelendirdiklerine gerekse betimlediği kişiye ihanet olduğunu dile getiriyorum.


Tüm bunları göz önüne aldığımızda şiirin neden diğer edebi yazınlara kıyasla az okunduğunu ve anlaşılageldiğini fark edebiliriz. Bir ülkenin eğitim seviyesi ve dil haznesi ne kadar gelişmişse, şiire yatkınlığı da o denli fazladır. Maalesef, bizim topraklarımızda şiir, hafife alınıp yadsınmıştır ve birkaç önemli üstadımız hariç okuyucunun dikkatini çekememiştir. ( esasen şiirin dikkat çekmek gibi bir popülerlik gereksinimi yoktur- o kendi okuyucu kitlesini özenle seçer). Gelişmiş toplumlara baktığınızda ise, felsefe, bilim ve şiirin kolkole yürüdüğünü görürsünüz. Entellektüel kimlik geliştikçe ( lütfen bunu entel dantel gibi argo bir zihniyetin basitlik düzlemine düşürmeyelim) ve dimağın düşün yetisi geniş bir çerçeveye eriştikçe, şiir o hedeflediği kitlenin yüreğinde ve dilindedir artık.


Tıpkı, yaklaşık bir asır önce büyük üstad Nazım'ın dediği gibi: Matematik, sibernetik, fizik, müzik, tüm bunIar, eninde sonunda, sadece, insanIar şiir okumayı öğrensinIer ve anIasınIar diye gerekIidir.


Burcu Aşçı Gözoğlu

Ocak 2017
Istanbul 

7 yorum:

Gazeteci N.G. dedi ki...

"Şiir, sizi yazar", demişssiniz ya, tüm yazının güzelliği yanında bu cümle bir özet niteliğinde olmuş, efendim. Kaleminize sağlık! :)

sessizkaldım dedi ki...

Ne Güzel söylemiş Nazım Hikmet ...Çok güzel ve anmalı bir yazı olmuş yüreğine emeğine sağlık Sevgiler ...

Umman Aslan dedi ki...

Şeiri nə qədər gözəl anlatmısınız...Əvvəldən sonuna qədər böyük bir zövqlə bir nəfəsə oxudum. Qələminizə sağlıq.

Burcu Gözoğlu dedi ki...

Teşekkür ederim yorumlarınız için :)

Ece Evren dedi ki...

Sevgili Burcu, çeviriler yaptığını öğrenmiş olarak yazını okudum. Tabii bunun engin tecrübesi ve donanımınla şairi ve şiiri nefis tanımlamışsın. Şairin kültürlü olması gerekliliğine katılıyorum ama biliriz ki kültürlü olmayan, yani anladığımız kabul görür şekilde kültürden bahsediyorum, olmasa da yazan ve kendisini kabul ettirmiş yetenekli halk ozanlarımız da kayda değerdir. Ben de şiir yazıyorum. Son zamanlarda artık kendimi durduramıyorum. Yazdığım her neyse, beni çok rahatlatıyor ve resmen bazen trans halinde oluyorum. Hayatım çetin geçti, o nedenle genelde yazılarım ve şiirlerimi de ağlatıyorum.
Seni kutluyorum. Kelime hazinesi çok önemlidir. Teyit etmeden geçmeyeyim dedim. Başarılarının devamı dileklerimle .Ece ablan :)

Burcu Gözoğlu dedi ki...

Halk ozanlarımızın kültürü öylesine derin,çağların getirisi ve öğrenilemez ki onlar apayrı bir yerdeler. Şiir yazıyor olmanız çok hoş...Yorum ve dileğiniz için teşekkür ederim :)

Esra Balgay dedi ki...

''Şiir, sizi yazar...''
Aslında şiir de bir şairdir netice de o zaman.. Çok güzeldi. :))