7 Ocak 2017 Cumartesi

Tüket-me ! Yaşam'ı Seç !



Dünya, gittikçe sömürünün sinsi ve cafcaflı bir şekilde ilerlediği, kapitalizmin dişli çarklarının bireyi metalaştırdığı ve her şeye rağmen mutlu olamayan ruhların gölgeli dolandığı bir kaotik süreçte geziniyor.

Siyasi ve ekonomik açıklamalar yapmayacağım zira konu oldukça detaylı ve içiçe parametrelerden oluşuyor. Ancaki en basit anlatımıyla, başlığı atışımdaki gibi keskin bir tavırla '' tüket-me ! '' diyorum ey dünyadaşlarım.

Medyada yer almasa da- hangi medya özgür kaldı ki sorusu bizi bambaşka bir yazıya götürür- dünya kıtlık ve yokluğun sınırına adım adım yaklaşıyor. Siyasetin dünya genelinde bu denli ince ipliklere bağlı olması ve devletlerin giderek bloklaşması, bir savaşın habercisi gibi. Çünkü tarihe baktığınızda ne vakit ekonomi kötüye gitmiştir, işte o vakit savaş patlak vermiştir. 

Ülkemizin durumuna değinmiyorum bile. Hata üzerine hata yapılıp, ağaçlanıp zeytinlik dolacağımıza gittikçe betonlaşıyoruz. En nihayetinde beton yiyin diye bir söylem gelmez umarım, bir vakitlerin Marie Antoinette'na atıfta bulunarak.

Umutsuzluk ile hayal kurmanın arası uçurum dolu telinde cambazlık yapan insanlarımız ise, '' elimden ne gelir ki?'' hıçkırıkları arasında, biraz timsah gözyaşı ile var olan çarka sunturlu küfürler etseler de, çarkın kendisiyle uyum içinde yaşamaya devam ediyorlar.

Unutmayın ! Bir insan tüm hayatı değiştirebilir. Bir gecede olmasa da...

Yapılabilecek en basit şeyi söylüyorum: Tüketmeyin !

Bundan kastım hiç bir şey almayın değil. Elbette hayatta kalmak ve yaşamı sürdürebilmek adına harcamalarımız oluyor ve olacak da. Kira, fatura, yol parası en elzemleri. Mutfak masrafımız geliyor sonrasında. Bu konuda da birkaç ipucu vermek isterim. Semt pazarlarına gidin. Ben evliliğimden beri semt pazarlarına gidiyorum. Birincisi, çok güzel ürünler oluyor, ikincisi uygun fiyat ve sonuncusu ise keyifli bir gezme vakti oluyor bana. En taze sebze ve meyveleri marketlerin yarı fiyatına alabiliyorsunuz. Ben haftalık mutfak alışverişimi böyle yapıyorum. Marketlerden ise baklagil  ya da temizlik malzemelerimi alıyorum. Onların da haftada bir gün indirim günleri var. Bu noktada sorun şurda başlıyor, iki kuruş ya da iki lira indirim için çabalamama güdüsü...Oysa ki tüm ay boyunca o kuruşlar ve liralar biriktiğinde inanın bana azımsanmayacak bir meblağ tutuyor.

Dışarıda yeme ve içme konusuna gelirsek. Eskiden iş çıkışı bile illa ki bir yerlerde kahve- çay içer ya da her haftasonu dışarıda kahvaltı ya da rakı içmeye giderdik. Şu anlattıklarım bile apayrı bir bütçe çıakrıyor ortaya. Halbuki, kahvenin en güzelini evinizde yapıp içebilir, içkinizi evinize alıp ( inanın daha uygun fiyata geliyor ) mezenizi sağlıklı bir şekilde evde yapıp yiyebilirsiniz. Elbette, özel günlerde ya da arada bir dışarıya çıkabilirsiniz. 

Bir diğer noktada ise özellikle kadınlara sesleniyorum çünkü kapitalist sistemin tüketim canavarının hedef kitlesi daima kadınlar olmuştur. Kadın, doğası gereği renkli şeylere, cafcaf ve güzelliğe daha düşkündür. Bunda bir sorun yok aslında, bakımlı olmak ve güzel giyinmek elbette hoş bir şey. Ancak, sistem kadına daima, ne yaparsa yapsın '' eksik '' olduğunu senelerdirbaşarılı bir şekilde empoze etti. Bu uğurda kozmetikten tutun da giyim sektörüne kadar kadınlar top atışına maruz kaldı. İnanın bana tüketim sektörünün çok büyük bir bölümü daha güzel daha hoş olmak isteyen kadınlar tarafından döndürülüyor. 

Sorarım size, bilmem ne markanın indiriminde yer alan yüz liralık kazağa gerçekten ihtiyacınız var mı? Ya da daha da basite indirgeyeyim. Evde beş şişe ojeniz duruyorken, bir lira yirmi beş kuruş diye o ojeyi almak zorunda mısınız ? Sırf, bilmem kim ünlü yüzüne sürüyor diye binlerce lira bir kreme verip '' akıl dışı bir ruh haliyle '' o kremden gençlik iksiri mi bekliyorsunuz ?

Telefonunuz gayet iyi durumda ve çalışıp işinizi görüyorsa, neden daha bir senesi yeni dolmuşken diğer bir modelin peşine düşüyorsunuz ? Malum bir markanın ( farkındaysanız her sene bir üst düzey model çıkarıyor ki siz de diğerini bırakıp en az iki bin liranızı bayılın diye ) telefonunu hemencecik alınca daha zengin mi oluyorsunuz ya da kendinizi daha mı önemli hissediyorsunuz? Size acı gerçeği en açık dille söyleyeceğim: Daha özel değil, daha keriz oluyorsunuz, tam da sistemin olmanızı istediği sevimli ve para harcayan kuklalar misali...

Yukarıda saydığım birkaç maddeyi bile bir ay boyunca yerine getirseniz, elinize nasıl para kaldığını fark edeceksiniz. Tamam, zaten kısıtlı bir maaşınız varsa- ki memlekette ekonomi berbat- bir anda kenarda biriken banknotlarınız olmayacak. Ama en kötü ihtimalle inanın bana iki yüz liranız cepte duracak. 

Ve şimdi, pek çok bireyin aynı şekilde davrandığını düşünün. Rengarenk ve her daim yıldızlı bir yaşam sunan kapitalist dünyanın vitrinleri aşağı inecektir...Zamanla...Bu rüzgar, tüketim canavarının başına inanılmaz bir ağrı gibi yerleşecektir. İşte, o noktada dünyada değişimin ayak sesleri duyulacaktır.

Kısacası, ya tüketerek tükenirsiniz ya da tüketmeyerek farklı bir yaşam üretirsiniz.

Tercihinizi aydınlık bir gelecekten kullanmanız dileğimle...

Burcu A. Gözoğlu
Ocak 2017
Istanbul 

Hiç yorum yok: