20 Şubat 2017 Pazartesi

Gönül Ticareti



''Ne şekilde olursa olsun; sahtekarlık ahlakça nefret edilecek, kanunca da cezaya yol açacak bir şeydir. Bu cezadan yalnız kadınlar, bu göz göre göre sahtekarlık yapanlar affedilmişlerdir. Kadının yüzünde, prizmanın güneşten analiz ettiği yedi renkte hiç biri eksik değil. Bu renkler ahlakı gibi çabuk uçar, bir düzüne tamirle uğraşılır. Belediye bu ”badijonah’dan (badanacılık)’tan vergi alsa ihya olur. Yüzünü bandıra gibi ala, mora kısım kısım boyar. İnceltmek için kaşlarını yolar. Topuk tarafından boyuna sekiz santim ekler. Tabiatın verdiği yüz ve endamlar görünmeye razı olmaz. Renk kendi rengi değil, boy kendi boyu değil, yaş kendi yaşı değil. Acaba bütün kişiliğinde kadının halis olarak kendinden olan bulabileceğimiz nesi vardır? Yani içten ve dıştan tam ayar, hilesiz kadını nerede bulacağız? Boynundaki inci, kendi gibi çoklukla yalancıdır. Çorapları yapma ipektir. Göstermeğe çalıştığı ruhi ve mali bütün varlıkları da hep bire balondur. Böyle kadının hali, sahte etiketle boyalı yağ satan bakkalın hileciliğine benzemiyor mu? Bu yapmacıklar arasında onda sahici bir yürek bulunur mu?'' ( Gönül Ticareti, Hüseyin Rahmi Gürpınar)

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın 1971 basımlı kitabını nadir sahaf'tan almıştım ve keyifle bir solukta okudum.

Eski İstanbul konaklarının dışarıdan sakin görünen  yapısının altında ne denli fırtınalı hayatların akıp gittiğini kısa öykülerle gözler önüne seriyor üstad.

Bilhassa, modernleşme adı altında dejenere olan kadın- erkek ilişkileri, evlilik içindeki sadakatsizlik ve çoğunlukla da kadının ihanetinden doğan gayrimeşru çocuklardan sosyetenin bu ahlaksızlıkları gayet '' medenice '' (!) bertaraf edişine kadar yer yer eleştiriler de yaparak okuyucuya dönemin konak hayatlarından seçmeler sunuyor.

Bir şairin deli denilip de akıl hastanesinde yatışını ele alırken, sanatı anlayamayanlara ve akıllının kim olduğuna dair göndermeler de bulunuyor. Son öyküsünde ise Nazlı adlı bir konak kedisini anlatırken, ki yazarımızın gerçek hikayesidir bu, öyle sade cümlelerle öyle yüreğe dokunan satırlar yazıyor ki duygulanmamak elde değil.

Kısacası, Gürpınar öyküleriyle yazarlıkta ki başarısını bir kez daha yineliyor ve eski İstanbul köşklerinde olup bitenlere ılık tutuyor. 

Burcu A. Gözoğlu
Şubat 2017
Istanbul 

4 yorum:

Hazal'ın Dünyası dedi ki...

Güzel yazı olmuş..:)

Burcu Gözoğlu dedi ki...

Teşekkürler :)

Ece Evren dedi ki...

Yazar güzel yazmış ama hiç tasvip edemiyeceğim tarzda, bu tip yaldızlı kadınları günah keçisi gibi göstermesi içimi acıttı doğrusu. Sanki abartılı bir tasvir yapmış. Medeniyetin dejenereliği körüklediğine katılıyorum. Ama tek taraflı yargılama adil değil bence. Erkeklerin kadınların bu hâle gelmesindeki katkılarını da değerlendirseymiş keşke. Sevgiler Burcu...

Not:Hepimizin aynı kitapları okumamız imkânı ve zamanımız olmayabilir. Devamında bu konuyla ilgili yazılar varsa yazarın; onları da paylaşırsan sevinirim. O kadar çok kitap okuyorum ki, alamayabilirim bunu. Sevgiler kızım.
Not:Ahlakın bu derece düşmesi, ve güzelliğe bu kadar önem verilmesi beni de rahatsız ediyor bir yandan, ama yine de...

Burcu Gözoğlu dedi ki...

Huseyin Rahmi'nin yetistigi donem,toplum ve yargı anlayisini göz önüne alırsak düşün şeklinin nasıl örüldüğüne şaşırmamak lazım. Diğer kitaplarinin hepsini tavsiye ederim ve Nimetşinas ki blogumda var erkeği yargiladigi bir kitaptır.