5 Mart 2017 Pazar

Kırpılmış Bir Kitap: İstanbul Kırmızısı





2014 Şubat'ında kitabını okuduğum ve Gezi olayları ile de çok güzel bağdaştırdığı romanına bayıldığım Ferzan Özpetek, ayrıca sevdiğim yönetmenlerdendir. 

Eşime mutlaka gidelim, kitabı şahaneydi diyerek bir hafta öncesinden adamın kafasının etini yediğimden, gösterime girdiği Cuma günü akiam matinesinde yerimizi alıverdik.

Avrupa sinemasından, özellikle Fransız ve İtalyan filmlerinden hoşlanıyorsanız beğenebileceğiniz bir film. Aslında tipik Ferzan Özpetek filmi diyelim...Başarılı çekimler, ruhsal analizler ve ağır ilerleyen, sonunda da kimi noktaları havada bırakan, izleyiciyi düşündürttüren bir film.

Oyunculuklar ise gerçekten iyi. Şahsi fikrimi söylemem gerekirse, Mehmet Günsür, Halit Ergenç'ten çok daha başarılı bir aktör. Halit Ergenç'i de beğeniyorum ancak belki de tipi gereği, bilemeyeceğim, bell karakterlerin adamı. Albay Cevdet, iş adamı ya da tarihsel karakterleri çok iyi taşıyor. Fakat Mehmet Günsür, resmen sizi ters köşe edebilir. Şehzade'den tutun da eşcinsel bir karaktere, hippiden tutun da avukata kadar pek çok role bürünebiliyor. Nejat İşler ise bildiğimiz gibi, başarılı ve kendine has karizması...Tuba Büyüküstün iyi bir oyuncu olabilir ancak ben filmde Neval rolünde başka birini görmeyi isterdim. Neden mi ? 


İşte şimdi eleştirime geliyorum. Hayalkırıklığına uğradım filmde. Çünkü kitabın kırpılmış bir versiyonuydu. Ne Anna, ne Gezi olayları ne de Neval'i doğru düzgün vermiş. Örneğin Neval kitapta uzun saçlarını toplayan ve Emek sinemasının önünde pankart açıp eylem yapan bir karakter. Anna'nın hikayesini tamamen es geçmiş. Halbuki kitabın belki de en ilgi çekici kısmı o bölümlerdi. Özgürlük ve hakları adına sokağa çıkan halki kısa ama muhteşem cümleler ile kitabına yerleştiren Özpetek, bunların hiçbirini filme çekmemiş. Üstelik Istanbul dediği, neredeyse Galata, Boğaz ve Karaköy'den ibaret bir yer olarak kalmış.

Eğer kitabı yazmamış olsaydı, sadece ortada bu film bulunsaydı, Ferzan Özpetek yine değişik bir filme imza atmış derdim. Ancak, 2014'te kitabı yayınlanmış, üstelik Gezi sürecini de kapsadığından popülaritesi daha da artmış, sırf bu yüzden pek çok kişinin alıp okuduğu bir kitap olmuşken, ardından bu filmi yayınladığı için pek çok kişi de hayal kırıklığı yarattı. Kitabına da yazık etmiş diyebilirim. 

Filmin en çarpıcı sahnesi ise tıpkı kitapta da olduğu gibi Yusuf'un geçtiği sahneler. Özellikle de intiharı sonrası gasilhanede yıkanışı. Mehmet Günsür'ün canlandırdığı Yusuf karakteri bir nevi filmi götürüyor diyebilirim.

Kısacası, diğer filmlerine nazaran Ferzan Özpetek'in bu filmi bana pek etkileyici gelmedi. Tabi ki bunda birkaç yıl önce kitabı okumuş olmanın etkisi büyük. Ha, bir kitabın filme uyarlanmasında elbette ki birebir romana bağlı kalınmıyor. Süre bazında zaten çok zor olur. Fakat pek çok uyarlama izlemişizdir ve kitabın temel direklerine bağlıdır. Özpetek, kitabını resmen kırpıp, üç beş sayfaya yoğunlamış oluyor bu filmde. Yine de başarılı oyunculuklar adına birkaç saatinizi ayırıp izleyebilirsiniz. 

Burcu A. Gözoğlu
Mart 2017
Istanbul 

Hiç yorum yok: