22 Mayıs 2018 Salı

Bir şehri sevdiren roman: Ankara Mon Amour




"Suna'ya göre her edebiyatın bir mevsimi vardı. Kış geceleri büyük Rus romanlarına, yaz ayları Amerikan öykülerine, sonbahar tek başına Edip Cansever'e, ilkbahar ise Fransız klasiklerine ayrılmalıydı. İngiliz edebiyatı mevsimsizdi tabii ki."

Kitaplarımın çoğunu ya sahaf dolaşırken keşfediyorum ya da takip ettiğim veya rast geldiğim bloglarda görüyorum. Genellikle internet üzerinden alışveriş yapacaksam '' nadir kitap'' adlı tüm sahafların buluşma noktasını tercih ediyorum. Bu kitap da bir rastlantı sonucu yukarıda alıntı yaptığım paragrafıyla hayatıma girdi. Ankara'yı pek sevmesem de konusu ilgi uyandırdı ve iyi ki okumuşum diyorum.

1969 yazında küçük bir kız çocuğu olan Suna'nın gözünden romanın ilk bölümü başlar. Mahalle oyunları, bir sokağın ahalisi ve yaşamı öyle içten ve bizdendir ki hemen kitabab ısınıverirsiniz. Elbette ara ara dönemin siyasi olaylarına da gayet başarılı bir üslupla değinilir. Ve her şey bir gün karşı köşke bir anne kızın taşınması ile değişiverir.

1969 yazı Suna ile Emel'in ömür boyu süren dostluğunun başlangıcı olacağı gibi
 roman karakterlerini derinden etkileyecek ve bir ömür izi geçmeyecek olan felaketin de önünü açar. Bunda, Suna'nın Fransa'dan dönen dayısının da rolü büyüktür elbette.

Kitabın ikinci bölümü seksenli yıllarda Emel'in ağzından anlatılır, son bölüm ise 2000li yıllarda Ömer dayı tarafından okuyucuya aktarılır.

Tek bir olay ve hayatları etkilenen üç karakter.

Siyasi muhtıra, yakalanan ve ülkeden firar etmek zorunda kalan solcular ve tüm bunların ortasında aşk'ın sorgulanışı. Tutkunun insana yaşam sevinci vermesinin yanısıra ne denli öldürücü ve yıkıcı da olabileceğinin ispatı.

Elbette, bir ülkenin 69'lardan günümüze dek değişen çehresini bir şehrin sokaklarından okurken, karakterlerin diline ve yaşam biçimine de bu değişimin yansıması bizleri bir yandan eskiye götürürken bir yandan da düşünmeye sevk ediyor.

Şükran Yiğit'in okuduğum ilk romanıydı. İnsana bir şehri tüm dönemleriyle gezdirip sevdirebilen kitabında, dostluk ve aşk da vurgulanan en önemli konulardı. Yazarın dili gayet akıcı ve başarılı. Bundan sonra diğer iki kitabını da edinip okumak istiyorum.

Burcu A. Gözoğlu
Mayıs 2018
Istanbul 

2 yorum:

deeptone dedi ki...

okudum yaa ve ankarayı çok severim zateeen :) kültürü de istanbuldan daha iyidir ayrıcaaa :)

Burcu Gözoğlu dedi ki...

Ne bileyim ben pek isinamamistim istanbuldan sonra ama odtü kulturu candır :))))